SARIMSAKLASAK MI?

 

Gün geçmiyor ki vatandaşın yiyecek içeceği ile birileri oynamasın. “Patates Soğan, gitti Erdoğan” diye propaganda yapıp. Soğanları tezgâh altını indirenler şimdi de sarımsağı ele aldılar. Yani sarımsağın kokusu çok kötü çıktı. Bir hafta önce 20-25 lira olan sarımsak, şimdilerde 60-70 lira olmuş. Peki, nasıl oluyor da, oluyor? Efendim, hasatta azlık varmış. Ekim alanları azalmış. Dolu vurmuş. Taşköprü Sarımsağının kilosu 40 liraya çıkmış. Yılbaşında 100 lira olması bekleniyormuş. Yuh yani. İşin farkında olmadığımız için, pazarda bir teyzeye, “Sarımsağın kilosu kaça? “diye sorduk. 60 lira demez mi? “Şaka mı yapıyorsunuz?” dedik. Kamera şakası mıdır diye sağa sola bakındık. Bahanelere sığınma fikrini benimsemiyoruz. Çanakkale’de sarımsak üreticisisiniz. Elinizde 1 ton sarımsak var. Bir hafta önce 25 liraya satıyorsunuz. Birden, piyasanın yükseldiğini duyuyor ve 60 liraya satmaya başlıyorsunuz. İnsanlığa, ticari ahlaka sığar mı? Taşköprü’de üretim azmış. Üretici, her yıl 100 ton hasat edip diyelim ki 500 bin lira kazanıyormuş. Şimdi üretim az. Yarıya düştü. Üretici ne diyor? Ben geçen yıl kazandığım parayı kazanacağım. Malım, üretimim az olsun fark etmez. Pahalı satar, aynı meblağa ulaşırım. El insaf. Tüketici ne yapacak? Buradan duyarlı vatandaşlarımıza sesleniyoruz. İki ay sarımsak kullanmayın. Vallahi de billahi de hiçbir şey olmaz. Bu soğan, patates gibi değil. Sittin sene yemeseniz, hiçbir zararı yoktur. Gelin bu protestoyu hep birlikte yapalım. Anlayacağınız, sarımsağı, sarımsaklayıp, saklayamayacağız. Fahiş fiyata satanların ellerinde patlasın, çürüsün de görsünler Hanya’yı Konya’yı.

SARIMSAK KOKUSU

Radyonun ilk çıktığı dönemlerde Erzurum’da bir evde, radyoda Ajans yani Haberler okunuyormuş. Evin hanımı sofrayı hazırlamakla meşgul. Elindeki sarımsaklı yoğurdu, radyonun üzerine koyar. Dışarıdan evin beyi gelir. Radyoda ajansın sesini duyup iyice sokulur, Ajansı dinmeye başlar. Sarımsaklı yoğurdu görmez lakin kokuyu alır ve haber sunan spikere çıkışır: “Esketek (Eksik etek)nasıl da sarımsak yemiş. Burnumun diregi düşti, demiş.

***

Bir ramazan gününde Nasrettin Hoca da iftara davetliymiş. Son derece acıkmış olan Hoca, yemek odasına girip de hindi dolmalarını, baklavaları, börekleri yan yana sıralanmış görünce, ağzının suyu akmış. Derken efendim top patlamış, Hoca hemen sofraya kurulmuş. Sofraya nefis bir işkembe çorbası konulmuş. Ev sahibi kaşığı daldırıp tadına baktıktan sonra: “Hay Allah müstahakkınızı versin, buna sarımsak koymuşsunuz. Çabuk kaldırın!” diye bağırmış. Nasrettin Hoca, önünden tüte tüte giden çorbaya bakarak, bir yutkunmuş. Fakat yerine gelen hindi dolmasının iştah açıcı dış görünüşüyle teselli bulmuş. Ev sahibi dolmadan bir lokma alınca, kaşlarını çatmış: “Be hey namussuzlar buna çok baharat doldurmuşsunuz! Bana baharatın dokunduğunu bilmez misiniz? Çabuk kaldırın bunu, gözüme görünmesin,” demiş. Nasrettin Hoca’nın yüreği de tepsiyle birlikte gitmiş. Bu sırada sofraya baklava tepsisi konmuş.

Ev sahibi yine bağırmış: “Yahu, daha ağzıma lokma koymadan tatlı yenir mi? Kaldırın bunu!” Nasrettin Hoca, hemen kaşığı kaptığı gibi sofradan fırlamış, kapı yanındaki sinide tepeleme duran pilâva kaşığı çalmağa başlamış. Ev sahibi: “Hoca ne yapıyorsun orada? Sofraya gelsene” demiş.

Hoca “Siz yemeklerin suçlarını birer birer tayin edip cezalarını veredurun. Ben burada eski bir aşinaya rastladım, hatırını sorayım.”

Sağlıcakla kalınız.

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com