MUHARREM AYI

İçinde bulunduğumuz ay, Muharrem ayıdır. Muharrem ayı, Yüce Allah’ın rahmetine mazhar olmuş müstesna bir zaman dilimidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” buyurarak bu ayın manevi bereketine işaret etmiştir. Muharrem ayının tarihimizde ve kültürümüzde de ayrı bir yeri vardır. Muharrem ayı, aşure ayıdır. Dün aşure gününü idrak ettik. Allah kabul eylesin Aşure, birlik ve beraberliğimizin, paylaşma ve dayanışmamızın simgesidir. Aşure aşındaki farklı nimetlerin kaynaşarak ortak bir tada dönüşmesi gibi, milletimiz de asırlardır birlikte yaşama ahlakının gereği olarak sevinci ve kederi, nimeti ve külfeti, muhabbeti ve meşakkati paylaşmıştır. Muharrem ayı aynı zamanda, hepimizin ortak acısı, tarihimizin yürek yarası olan Kerbelâ olayının yaşandığı aydır. Hz. Hüseyin Efendimiz ve çoğu Ehl-i Beytten olmak üzere, beraberindeki yetmişten fazla Müslüman, Kerbelâ’da şahadet şerbeti içmiştir. Kerbelâ, çetin bir imtihanın ve derin bir hüznün adıdır. Kerbelâ, Sevgili Peygamberimizin aile efradından asırlara miras kalan ağır bir derstir. Bugün Kerbelâ denince bağrı yanan, Hz. Hüseyin anılınca “Ah!” çeken her Müslüman, Kerbelâ üzerine düşünmeli, onu doğru anlamalı ve ondan ibretler çıkarmalıdır.

YEZİDİN ARTIKLARI

Kerbela’da Hz. Hüseyin’i ve ehlibeytten yetmişe yakın insanı şehit eden Yezid’in, bugün dahi uzantıları devam etmektedir. Birliğimizi, dirliğimizi bozmak için ellerinden gelen kahpeliği yapmaktadırlar. İçerde, kuyumuzu kazanlar olduğu gibi, Dünya devletleri içinde de yok olmamız için, her türlü gayreti gösteren devletler de vardır. Orta doğuda sıcak saatler yaşanmaktadır. Doğu Akdeniz de sular ısınmaktadır. Bizlere düşen, bu hassas durumda, kendi küçük iç meselelerimizle oyalanmak yerine, kenetlenmektir. Bizim, mülteciler gibi, sığınacak başka bir yerimiz yoktur. Kahraman, ecdadımızın bize emanet ettiği bu kutsal topraklara, dünya durdukça sahip olmak milli görevimizdir. Siyasi görüş ayrılıkları bir tarafa bırakılmalıdır. Zira başka Türkiye yoktur.

AZICIK UCUNDAN

Bir gün Bektaşi’ye sormuşlar:- Baba erenler, niçin oruç tutmazsınız?

– Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.- İftara çağırsalar gider misin?- Aaa… Doğrusu ne yapar eder giderim.

– Canım, bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetine icabet ediyorsun.

– Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir. Bir eşref saatine gelirse kulların günahını derhal affedebilir. Fakat insanlar böyle midir ya? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için davetlere derhal icabet etmek gerekir.

***

Bektaşi içiyordu. Kendisine:

– Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler.

O:- Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.

– Kim onlar?

– Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.

Sağlıcakla kalınız.