YEDİYSEK CEBİMİZDEN, HARCADIYSAK ÖMRÜMÜZDEN…

Hiç böyle yazıya ‘girizgâh’ yapayım diye uğraşmayacağım. Bodoslama konuya girip her zaman olduğu gibi takdiri okura, Çanakkale halkına bırakacağım.

Konu şu;

Efendim; ben 25 Temmuz 2019 tarihinde ‘Çaresiz olmayın, çare siz olun’ başlığı ile bir yazı yazıp, yönettiğim haber portalı Çanakkale Memleket’te okurlara paylaşmışım.

Sonrası…

Yazıda”  Bu topraklarda doğan, bu topraklarda doyan şahsım Cemal Oral ve yönettiğim haber portalı Çanakkale Memleket, yaşanan katliama ‘dur’ demek için mücadelenin içinde olacak” demişim.

Yazının tamamını okumak isteyenler buraya tıklayabilir

Evet, öyle dedim…

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın…

Vay efendim gazeteci tarafsız olurmuş ta falan filan…

Sen onu gel benim kızçeye anlat o bile inanmaz emin ol.

Gazeteci ‘objektif’ olur dersen anlaşırız…

Burayı geçtik…

Sonrasında  ‘beylik lafları etti ama nöbet çadırına bile gitmiyor, rakısını içip keyfine bakıyor’ dedikodusu ve malum şahsiyetten sosyal medya paylaşımları…

Eyvallah…

Lakin konu öyle değil.

Gazetecilikte bir ilke vardır. İddiaya konu olan taraftan da görüş alınır. Bana bir soraydın söylerdim gerçeği  ‘besleme trol’

Anlatayım da öğren bari…

5 Ağustos 2019 eyleminden önce Kirazlı Balaban mevkiine 3 kez gittim, geldim. 5 Ağustos günü de aynı alana yine gittim fakat saat 13.00 sıralarında baş dönmesi vücut titremisi ile bana bir haller oldu. Alanda bulunan ambulanstaki sağlıkçıya tansiyonumu ölçtürdüm 21-9…  İki dil altı verdiler ve yine tansiyonu ölçtüler bu kez 20-9.

İstikamet Çan Devlet Hastanesi…

Acil serviste müdahale, yarım saat dinlenme ve taburcu olma… Tansiyon 12-9

Teşekkürler.

Fakat bir uyarı var sevgili doktor hanımdan…

“4 gün boyunca bu karta tansiyonunuzu sabah akşam ölçtürüp yazın duruma göre hastaneye gidip kontrolden geçin”

Peki, tamam. Tamam da ben Çan’dan klimalı otobüse binip Çanakkale’ye geldikten sonra bu uyarıyı dikkate alıp gereğini yaptım mı?

Hayır…

İşte doktoru dinlemezsen olacağı ne? Oku bak yazdıklarımı…

9 Ağustos 2019 Cuma…

Kirazlı Balaban’a gitmek için evden çıkıyorum. Eczaneye uğrayıp kullandığım vitamin ilacını alıp Cumhuriyet Meydanı’ndan saat 13.00’da kalkacak belediye otobüsüne yetişeceğim.

Hadi eczaneye gelmişken bir de tansiyonumu ölçtüreyim…

O da ne? 20-9. Eczacı şaşırıyor ‘sen işi gücü bırak bin taksiye hastaneye git hava sıcak beyne vurur’ diyor.

Doktorun uyarısını dinlemedik eczacıyı dinleyelim!!!

Çanakkale Devlet Hastanesi acildeyim. Yine tansiyon ölçümü ve 19-9.

İki dil altı, kalçadan bir iğne.

Yarım saat dinlen bi daha tansiyon ölçtürüp gel.

Yarım saat sonra tansiyon 18-8…

Serum ve istirahat…

Nihayetinde hipertansiyon yazılı bir reçete ve ilacım Zopretec Plus. Sabahları tok karnına bir adet.

Bilmem anlatabildim mi hali mi?

Yoksa ben ‘biz de geri vites yok, gerekirse ileriden döneriz’ diye boşuna demem…

İşte yukarıda yazdığım nedenlerle nöbet eylemine gidemedim. Sağ olsun dostlarım oradan haberlerle beni yalnız bırakmıyorlar.

Bayramda köyüme gidecektim, evin bahçesini temizleyecek çiçekleri sulayacaktım oysa…

Olmadı işte…

9 Ağustos Cuma gününden beri evdeyim…

Bol bol su içiyorum, sigarayı azalttım. Sebze tüketiyorum, Kazdağları hakkında yazılanları yakından takip ediyorum. Nöbet alanındaki dostlarımla yazışıyorum… Evde temizlik yapıyor, arşivimi düzenliyorum. Hava serinleyince biraz dışarı çıkıp yürüyüş yapıyorum. Bu kez de yorulmadığım için uykum gelmiyor.

Gece sessiz, gece karanlık…

Selda söylüyor…

“Geçmedi yâre sözümüz/ Yollarda kaldı gözümüz? Yere sürüldü yüzümüz/ Böyleymiş kara yazımız”

Olsun anam babam olsun…

Ne diyor Suavi…

Bir marş yazsam Kazdağına Salda kıskanır, Munzur sitemini yollar, Hasankeyf zaten yıkık ve daha da canı yanar, Şirince’de şarap küser, Cerattepe selamı keser, Fırtına Deresi’nde alabalık alınır. Ah be memleket, her yanın ayrı dram. Şarkı bile yazamıyor insan.!”

Sözü malum besleme trole yanıt vermek için bu kadar uzattığım için özür dilerim…

Kısacası;

Can babanın dediği gibi…

Çalmadık,

Çırpmadık..

Yediysek cebimizden,

harcadıysak ömrümüzden

Saygılarımla