Kaz Dağları’nı el âleme peşkeş çekmek için mi şehit oldular?

Uzak bir yerlerden geliyorlar. Tanımıyorum. “Almancı” bir aile… İki kız kardeş ve içlerinden birinin eşi olduğunu sandığım kişi. Üç kişiler.

Gerçekten ‘dinlemek’ istiyorlar abi demese çok sevdiğim bir kardeşim, bu sıcakta burnumu bile dışarı çıkarmazdım. İç turizme karşı değilim ama ‘mutlu mesut’ kendi içinde (halinde) yaşayan insanların yaşama alanlarına girilerek ‘dürtülmesine’ de çüş derim yani… Bunu her bayram yaşadığımız ‘tatilci’ darbelerinden bitap düşmüş bir sakin olarak söylüyorum.

Büyük kentlerden veya Avrupa kıtasından  gelerek rahatlamaya çalışıyorlar. Nasıl oluyorsa o? Birbirlerini geçmeye ‘yarışarak’ geliyorlar örneğin. İlk sıkıntı orada zaten. Trafik kurallarına uymadıklarından telef oluyorlar. Kurallar, büyük şehirden küçüğe giderek unutulup gidiyor. İstatistiklerin ezici yüzdesiyle sürücü hatası en üstte.

Almanya, Hollanda veya Lüksemburg fark etmez. Orada kurallara uyuyor musunuz kardeşim? Sollama yapılmaz derse trafik işareti, yapmıyorsun. Burada niye aynı işarete uymuyorsun o zaman?

Biz Tayyibe oy verdik! Bak şimdi anlaşıldı. Torpilli arkadaş.

Sanıyor kendini. Benim hiciv ustası harika arkadaşım Turgay Yıldız, bu vatandaş tipini çok sıkı sarakaya almıştı. Hatırlayan vardır belki: Elinde telefon, belli ki partiden birilerini arayan bir ‘vatandaş’, biz AKP’ye oy verdik bize de mi zam? Diye soruyordu. Zam dalgalarının ilkiydi. Şok olmuş yazık. Soruyor biz oy vermiştik ama? Bize de mi geçiriyorsunuz afedersiniz?

İçerden… Büyük şehirlerden gelenlerin hali daha acıklı. Onlar sanıyor ki, trafik kuralları sadece büyük şehirlerde var. Mesela köye gittin, istediğin yerde park edebilirsin, yol ortasında dursan da olur… Ohh rahat ‘serbes’.

Sadece trafik kuralları değil, her türlü kural, büyük yerleşimden küçüğe gittiğinde geçerli değil gibi… Sanırsın biz buralarda donla dolaşıyoruz! Çok afedersiniz… Kendimi kaybetmişim. En azından diz üstü şort giyiyoruz canım!

Toparlıyorum.

Üç kişilik “Almancı” aileyle Namazgâh Tabyası, Rumeli Mecidiye Tabyası, Şahindere Şehitliği, Alçıtepe hastane müzesi, Şehitler Abidesi’ne gittik. Dilim döndüğünce anlattım. Bu arada kısa gezim boyunca, grup gezdiren tanımadığım rehber arkadaşlardan neler öğrendim neler…

  • Rumeli Mecidiye Tabyasındaki, (İzmir Menteş Askeri Kampından gelen, 24×35’lik Krupp topu dahil) hiçbir objenin ‘orijinal’ olmadığını… (Yapmaymış hepsi yani…)
  • Abide’deki bayrağın Fransa’da yaşayan bir Türk tarafından ‘parça parça’ diktirilerek armağan edildiğini, bayrak direğinin Anıtkabir’dekinin ikizi olduğunu…
  • Abide’nin 1954’te başlayıp, ‘kalitesiz’ taşlar yüzünden bir süre sonra durdurulduğunu, bunun üzerine bir kampanya başladığını ve 1,5 Milyon lira toplanarak ‘en kaliteli’ taşlar kullanılarak yeniden yapıldığını ve en sonunda ‘en kaliteli mozaikler’ kullanılarak bu şekilde bir Türk Bayrağı motifinin oluşturulduğunu öğrendim.

O sırada, üç kişilik aileyle Morto Koyu’na bakıyorduk. Muavenet-i Milliye-Goliath hadisesini anlattım. Aileden biri; Muavenet-i Milliye ne demek diye sordu.

Milli Yardımlaşma dedim. Diğeri ağlıyordu. Hep ağlamıştı zaten.

Bir şey sorabilir miyim? dedi.

  • Bu vatanı kurtarmak için şehit oldu hepsi değil mi?
  • Şu an şehitlerin huzurundayız.
  • O zaman, Kazdağları’nı el aleme peşkeş çekmek için mi şehit oldular?

Soruyu aynen ilgililere havale ediyorum.

Saygılarımla.