KIVANÇ KAŞIKÇI

Mehmet Matara, 70 yaşındaydı. Çanakkale’de yaşıyordu. Aracıyla feribot iskelesine geldi. İskeledeki balıkçıların yanına gitti, bir sigara istedi. Yaktı, denizi izlemeye başladı. Yaşlı adam sigarası bitince aracına bindi. Kontağı çevirmesiyle araç iskeleden denize uçtu. Kimse ne olduğunu anlamadı. Balıkçılar telaş içinde bir sağa bir sola koşturmaya başladı. Olayı görenlerin feryatları, yükselmeye başladı. İskelede adeta kaos yaşanırken, bir gencin, elbiselerini çıkarmasıyla denize dalması bir oldu. Araç yaklaşık 3 metrelik bir derinlikteydi. Genç tereddütsüz daldı. İskeledeki feryatlar dinmiş, nefesler tutulmuşçasına bu yiğit genci izliyorlardı. Bir süre sonra genç suyun üstüne çıktı. Derin bir nefes alıp tekrar daldı. Saniyelerle yarışıyordu. Herkes bu genç adamı izliyordu. Araçtaki adam yaşlıydı, ümitler tükeniyordu. Genç, suyun altından, tek eliyle belinden kucakladığı yaşlı adamla birlikte çıktı. Onu gören iki kişi daha denize atladı. Can pazarı yaşanıyordu. İskeleden sarkıtılan ip yeterli olmayınca hemen bir balıkçı motoru yanaştırıldı. Kıyıda bekleyen sağlık ekiplerinin yanına vardıklarında, yaşlı adam nefes alıyordu. Esrarengiz genç, adamı kurtarmıştı. Bilinci kapalı ambulansa bindirilen yaşlı adam, hastanede hayata döndürüldü. O genç ise, sessiz sedasız gözden kayboldu.2014 yılının Ağustos ayında meydana gelen bu olaydan iki buçuk yıl sonra, o genç (Astsubay Kıvanç Kaşıkçı) Çanakkale’de tekrar görüldü bu kez üstünde Ay yıldızlı bayrakla.

O KAHRAMAN

Evet, o kahraman, Ocak 2017 ayında, Fırat kalkanı operasyonun da, Şehit düşen Çanakkaleli Bordo Bereli Kıvanç Kaşıkçıydı.15 Temmuzu anacağımız günde, bu Kahraman şehidimizi anmadan geçemedik. O doğduğu yer olan Kutsal topraklara, Çanakkale’ye layık bir evlat olduğunu gösterdi. Onun aziz naşı, şu anda Çanakkale şehitliğinde, bir selvi ağacının dibinde yatıyor. Mekânı Cennet olsun. Yazımızı, Cennet Mekân Mehmet Akif Ersoy un, Çanakkale şehitlerine adlı şiirinden bir bölüm ile noktalıyoruz.

 

O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.

Asım’ın nesli… Diyordum ya… Nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…

Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.

…Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.