Nalıncı Keseri

Bugünkü yazıya başlamadan önce değerli vakitlerinden ayırıp, yazılarımı okuyan herkese teşekkür etmek istedim. Özellikle de Altın Yıllar Yaşam Merkezi’nin değerli katılımcılarından Mehmet Bey’e.  (Kendisinin soy ismini sormayı unutmuşum, beni affetsin.) Benim için bir de not yazmış kendisi, çok ince bir davranış. Tekrar tekrar teşekkür ederim. Sağ olun.

Gelelim bugünkü konuya.

Başlığı nalıncı keseri diye atmamın bir sebebi var. Bilirsiniz, nalıncı keseri konu ne olursa olsun hep kendi çıkarını gözeten kimselere söylediğimiz bir söz. Bir de “Kimin atına binerse, onun türküsünü çığırmak” var. Nasıl da hemen anlıyorsunuz değil mi ne denilmek istendiğini. Bu yüzden çok seviyorum atasözlerini ve deyimleri.

Velhasıl, elbette içgüdüsel olarak her daim kendi çıkarımızı korumaya meyilliyiz, çünkü hayatta kalmak için buna bir yere kadar muhtacız. Ancak bazı durumlarda bu hâl bizi öyle şekillere sokuyor ki; insan içinden “Bu insan evladı da amma omurgasızmış” diye söyleniyoruz.

Durduk yere aklıma gelmedi tabii bu.

Kendisini uzun zamandır tanıdığım, dünya görüşümüz tamamen farklı olsa da en azından bilgisine, tecrübelerine saygı duyduğum bir zat-ı muhterem, yaklaşık bir yıldır bugüne kadar hararetle tersini haykırdığı bir davanın bayrak tutanı oldu.

Öyle acı ki bunu yaşını başını almış insanlarda görmek.

Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum.

Gençlerin kafasının karışık olmasından daha doğal bir şey yok. Yaşını almış insanların da düşüncelerinin değişmesine de büyük saygı duyuyorum. Bu onların sabit fikirli olmadıklarını gösterir çünkü.

Ancak yukarıda bahsettiğim kesim, öyle bir fikir değişikliği içinde değil. Hem eskinin dava sözcüklerini kullanıyorlar hem de bunu salt kişisel çıkarları, yeni edindikleri mevkiyi korumak için yapıyorlar.

Bunu yapan zat-ı muhteremin çok zor durumda olduğunu da düşünmeyin. En azından ne maddi ne de manevi anlamda sıkıntı içerisinde değil.

Öyleyse nedir bu insanları kendi davalarına ihanet etmeye götüren şey?

Hayal kırıklığı mı yaşadılar? Yoksa tüm çabalarına rağmen “bir şey olamadım” hissine mi kapıldılar? Veyahut durum bir “Kırkından sonra azanı teneşir paklar” durumu mu? Hani şu andropoz dediklerinden…

Elbette işin uzmanları daha iyi bilir.

Umarım en kısa zamanda en azından kendilerine ihanet etmeyi bırakırlar.

Hayırlısı…