Önyargı mı, Sabit fikirlilik mi?

En eğitimlimiz bile şu iki olguyu birbirine karıştırmadan cümle kuramıyor.
Önyargı ve Sabit Fikirlilik.
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama insanlar karşılarındakini sürekli olarak ön yargılı olmakla suçlar oldu.
Halbuki önyargı genellikle geçmiş tecrübelere dayanarak oluşmuş bir “ilk fikir” durumudur.
Sabit fikirlilik ise aksine tonlarca kanıt olsa da mevcut fikirden asla caymama halidir.
İnsanlar, durum ister yabancılarla ilgili olsun isterse ilk kez karşılaştıkları bir olay olsun, tabii olarak, iç güdüsel olarak önyargılarıyla hareket ederler.
Bu da aslına bakarsanız bir ilk uyarı sistemi gibi olduğundan çoğu zaman işe yarar.
Örneğin karşılaştığınız kişi daha önce çeşitli vesilelerle size problem çıkarmış kişi ya da kişilere benzer tavırlar sergiliyorsa, bilinçaltınız daha önceden topladığı verilerle yeni gelenin verilerini tartar ve size bir uyarı gönderir.
Olayın önyargılı davranış ile mi kalacağı, sabit fikirlilik halinde mi devam edeceği ise sizin hayattaki duruşunuza göre şekillenecektir artık.
Eğer örnekteki şahıs, tüm tehlike işaretlerine rağmen davranış ve konuşmalarıyla daha öncekilerden farklı bir yol izliyorsa siz bunu da yeni bir bilgi olarak belleğinize kaydeder, belki ileride bir gün kullanmak üzere depolarsınız.
Ancak sabit fikirli insanlar karşılarındaki kişinin neyi nasıl yaptığıyla ilgilenmeden salt kendi düşünce dünyasındaki verilerin ışığında hareket eder.
Aynı şey olaylar için de geçerli elbette.
Üstelik önyargılarımızı bazen anne karnındayken bile edinmeye başlıyor olabiliriz.
Yani zaten herkese ve olaya tertemiz bir sayfa ile hoşgeldin dememiz mümkün değil.
Ancak fikirlerimizin kölesi değil, sahibi olduğumuzda değişime de kucak açabiliriz.
Öyleyse insanları önyargılı olarak yaftalamadan önce, geldikleri yaş ve durum itibariyle belirli bir seviyede deneyim edindiklerini aklımızdan çıkarmamalıyız.
Çünkü önyargılı olmak bazen hayat kurtarabilir.