Almanya’dan Sevgiler – SBGH A.Ş.

Erdem           : Hallo, Tunç, bist du es?
Tunç              : Ich bin’s.
Erdem           : Hahaha. Ne güzel Almancan var lan!
Tunç              : Ne sandın oğluş! Döş-land Uub-be ales!
Erdem           : Tamam tamam! Türkçe devam et! Nasıl gidiyor?
Tunç              : Nasıl gitsin beybe. Aynı! Senin nasıl gidiyor?
Erdem           : Harika! Keyfim acayip yerinde. Yeni işim güzel, şehir güzel. Buralar tek kelime ile muh-te-şem!
Tunç              : Vaoov-ones. Sevindim. İyi oldu senin için. Nasıl olum orası. Irkçılık falan var mı?
Erdem           : Ben birkaç Alman’ı dövdüm onu soruyorsan!
Tunç              : Hayır ya. Sana karşı ırkçı bir davranış oldu mu?
Erdem           : Yoo. Yani aslında oldu ama bizim bildiğimiz ırkçılık gibi değil burda olan.
Tunç              : Gaz odalarına devam mı?
Erdem           : Ne alaka olum ya!
Tunç              : Olum bizim bildiğimiz ev taşlamak falan. O yörede gaz odası kullanıldığını duymuştum.
Erdem           : Hayır olum  ya. Yani açıktan ırkçılık yapmıyorlar ama mesafeli davranıyo bazı insanlar bunun altında yatan sebebin Türk düşmanlığı olduğunu düşünüyorum.
Tunç              : Hmm. Sen evrensel bir tipsin gerçi! Tanısalar severler.
Erdem           : Hadi lan ordan. Tanısalar severlermiş laflara bak!
Tunç              : Niye öyle dedin lan?
Erdem           : Tanıyıp sevdiğim kimse olmadı benim. Tanımadan sevdiğim çok insan anlatabilirim.
Tunç              : Hmm. Hegel dememi ister misin sana?
Erdem           : Ne alakası var lan cahil!
Tunç              : Ahahaha. Alakası yok ama felsefenin tırtlığına dikkat çekmek istedim! Ayrıca beni tanıdın mesela. Sevmiyor musun söyle?
Erdem           : Ich liebe dich!

Biraz lakırdının üstüne telefonu kapattık.

Bir sigara yaktım. Resmen kederlenmiştim. Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir sürü mevzu tek vücut halinde beynimi kemirmeye başladı. En yakın arkadaşım da gitti. Diğer en yakın arkadaşımı -Şelale’yi- geçen sene trafik kazasında kaybetmiştik. Talaş’la ayrıyız…

Böyle zamanlarda yaşamak ile ilgili ortaya atılan her türlü güzelleme, düşünce, yaklaşım saçma gibi gelir bana. Öyle ki en azılı, en tutarlı yaklaşımların altında bile acizliği gördüğümü düşünürüm.

Öyle de düşündüm.

Doğruldum. Salona gittim. “Hah hala burdasın” dedim kendi kendime salonun tavanına asılı ipe gülümserken.

Mutfaktan aldığım sandalyeyi ipin tam altına yerleştirdim. Yavaşça çıktım. Boynumu ipe geçirdim. Derince bir nefes aldım.

Son, ki, üç…

Bir tekme attım sandalyeye. Boşluğa düştüm.