Bayram Günü Hezeyanları IV

Bunu söylerken yüzünde -tekrardan- bir gülümseme belirdi. Sözüm geri deyip kahkaha attım bende. Gülsüm ayağa kalkıp “Hadi dereye kadar koşalım” dedi. “Peki” dedim. Koşmaya başladık.

Koşarken bir yandan düşünüyordum. Beni -haklı yere- kötü hissettirebileceği mükemmel bir fırsat eline geçmişti ama buna hiç takılmamıştı. Şehirli kızlar bu tip durumlarda perişan etmeden bırakmazlar insanı. “Helal kız” dedim içimden. “Helal sana Gülsümüm!”

***

Dere kenarına vardığımızda ikimizde soluk soluğaydık. Derenin kenarına uzanıp dinlenmeye başladık.

Güneş batıyordu. Turuncunun kızıla çaldığı mükemmel bir manzaranın altında uzanmıştık. Öylece ne kadar durduk bilmiyorum. Telefonun sesiyle kendimize geldik.

Yakup            : Nerdesin lan!
Hilmi              : Gülsümle geziyorum.
Yakup            : Tamam hadi gelin yemek yencek.

Gülsümle beraber eve doğru yürümeye başladık.

Hilmi              : Nasıl hissediyorsun?
Gülsüm         : Garip! Kötü anlamda değil ama! Güzel gibi daha çok.

Elini tutup yürümeye devam ettim. Eve yaklaştığımızda elimi bıraktı.

Hilmi              : Niye bıraktın elimi?
Gülsüm         : Ee görürler!
Hilmi              : Amaçları evlenmemiz değil mi zaten?
Gülsüm         : Öyle de! Olsun! Böyle görmesinler!

Kafamı sallayıp yürümeye devam ettim. Yemek masası çoktan hazırdı. Yemek

Yemek bitti. Sofra kaldırıldı. Annem, babam, ben ve Musa amca oturmuş sohbet ediyorduk.  Musa amca sabahki sıcak davranışlarının aksine daha bir soğuk davranıyordu. Bir soruya cevap verdiğim gibi diğer soruya geçiyordu.

Okul ne zaman bitcek? Camiye gidiyon mu? Alkolün var mı?

Soru sormadığı zamanlar ise “Biz bu kızı bu yaşa kolay getirmedik” diye başladığı uzun cümleler kuruyordu. Bu kötü sohbet mutfaktan gelen bir el silah sesi vee çığlıkla durdu.

***

Musa             : Melike ne yaptın sen!

Melike teyze Gülsüm’ün cansız bedeninin önünde çömelmiş duruyordu. Gülsüm’ün kafasından çıkan kan gitgide yayıldı zemine. Musa amca yavaş yavaş yaklaştı.

Musa              : Melike ne yaptın gı?

Bu sefer odanın içi Musa amcanın çığlığıyla dolmuştu. Melike teyze arkaya doğru düştü. Hemen başına üşüştük. Bayılmıştı. Elleri, ayakları, dişleri kilitlenmişti.

Kolonya, soğan, kaşıkla ağız açmaya çalışmak…. Bir süre hepsini denedik. Yavaş yavaş açıldı elleri, ayakları, dişleri… Sonrasında sayıklamaya başladı…

Niye yedin o elmayı? Niye yedin?