ESNAF ZORDA

Piyasalar bozuk. Esnaf can çekişiyor. Siftah yapmadan kepenk kapatan esnaf sayısı hayli fazla. Bizi gören iş yeri sahipleri, piyasanın bu durumundan şikâyetçi oldukların ve bunu köşemizde dile getirmemizi istiyorlar. Haklılar tabii ki. Piyasaları canlandırmak gerekiyor. Nasıl yapılır, nasıl edilir, bunu da bizi yönetenler bilecek. Bir de esnaf, denetimlerden şikâyetçi. Devlet kurumlarının, Maliyenin vb yetkililerinin yaptıkları denetimlerde esnafı çeşitli sıkıntılarla karşı bıraktırdıklarını anlatıyorlar ve ilave ediyorlar: “Biz gayri meşru, kanun dışı bir şey istemiyoruz ama gözünüzün üzerinde kaş var da denilmesin.”

Tarım İl Müdürlüğü yaptığımız dönemlerde diğer sektörlerde olduğu gibi fırınlarda da üretim izni almak gerekiyordu. Yaklaşık olarak faaliyette olan 300 fırının, ancak 60 tanesi üretim izni alabilmişti. Zira bu izni alması için, fırıncı esnafının cebinden tam 6 bin lira çıkması gerekiyordu. Büyük bir külfet. Sonraları bu ücret makul seviyelere indirildi. Biz ne yaptık? Denetimlerde, izni olmayanlara ceza yazdık. Az buz da değil, kallavi bir ceza. Tabii ki cezayı yiyen, daireye koştu: “Aman efendim yaman efendim, bana biraz süre verin, eksikleri tamamlayalım” diyerek, zaman istediler.. Ne kadar süre istiyorsunuz?” diye sorardık. Bir ay derlerdi. Yahu size üç ay süre veriyoruz. Gidip yapın. Amacımız üzüm yemekti. Bağcı dövmek değil. Nitekim verdiğimiz sürenin sonunda, yüzde yüze yakın esnaf üretim iznini almış oldu. Esnaf da bunu istiyor. Kolaylık gösterilsin diyor. Yönetenlerin, biraz idareci olmasını diliyor.

ORTASI YOK MU?

Sakarya –Karasu’da çalıştığımız çiftliğin yanındaki köyde, cami imamı Ofluydu. Aramız da gayet iyiydi. Zaten, imamlarla aramız hep iyi olmuştur. Fakat bu Oflu hoca, dere tepe dümdüz gidiyordu. Vaaz verirken, bir sol elini, bir sağ elini vatandaşa uzatıp, “Vallahi de cehennemliksiniz. Billahi de cehennemliksiniz” derdi. Bir gün hocayı sıkıştırdık. “Yahu hoca. Bu işin ortası yok mu? Cehennemliksiniz deyip duruyorsunuz” dedik. “Bunlara böyle söylemezseniz, İslami kuralları uygulamazlar. Bu yüzden korkutuyorum” demez mi. Oflu hocanın yöntemi de buymuş meğer. İyi bir yöntem olmasa gerek. Zamanın birinde, uzun zaman imamsız kalan köye, yeni bir imam atanmış. Bakmış ki cemaat yok. Köy kahvesine gidip, namaza neden gelmediklerini sormuş. “Hocam biz geliriz de ayakkabılarımızı çıkarmak zor geliyor” demişler. Hoca da önemli değil ayakkabı ile gelin diye izin vermiş. Köylü, ayakkabı ile camiye girip, namazını kılmaya başlamış. Cemaat artmış. Gel zaman, git zaman bu hocanın tayini çıkıp, başka bir yere gitmiş. Yeni gelen imam efendi, ayakkabı ile camiye gelenleri görünce köpürmüş. “Bu ne hal? Böyle şey mi olur? Kim öğretti bunu size?” diye kükremiş. Durumu anlatmışlar. Yeni hoca, eski hocanın tayin olduğu yeri bulmuş. “Hoca, hoca! Bu ne menem bir iştir. Milleti camiye ayakkabı ile sokmuşsun. Böyle densizlik olur mu?” Eski hoca cevap vermiş. ”Kıymetli hocam. Ben köye gittiğimde, camiye gelen bir Allahın kulu yoktu. Ben ayakkabı ile de olsa, onları camiye sokmayı başardım. Sıra sizde.. Siz de ayakkabılarını çıkarttırmayı başarırsanız bu iş olur.” Kıssadan hisse.

Sağlıcakla kalınız.