12:00

Konağın sahibi Rauf Bey ağır ağır indi merdivenlerden. Acı dolu birkaç gün yaşlı adamı iyice yıpratmış, daha ölmeden ölü gibi görünmesine sebep olmuştu. Kahvaltı masasına oturduğunda hafifçe öksürdü. Konağın uşağı elinde çaydanlıkla belirdi kapıda. Rauf Bey’in fincanına çay doldurup bir adım geri çekildi.

Rauf Bey yavaş hareketlerle hazırladı tabağını, biraz zeytin, bir dilim beyaz peynir, haşlanmış yumurta ve vişne reçeli.

Bekleyişin biraz fazla uzadığını fark eden uşak saate baktı. 12:00.

 Uşak, Rauf Bey’in -birkaç gündür- dalgın olduğunun farkındaydı. Evin hanımı Mesude Hanım geçen hafta ölmüştü. Rauf Bey bu sabaha kadar odasından bir an olsun çıkmamış, yemeklerini bile tam yememişti. 50 seneyi beraber geçirdiği hayat arkadaşının göçüp gitmesi Bey’in dengesini bozmuştu.

“Gidebilirsin”

Rauf Bey’in cümlesi biter bitmez geri geri yürümeye başladı uşak. Doğruca mutfağa gitti.

Uşak:
Ahh adamcağız bitkin durumda. Bir haftada 5 sene yaşlandı resmen.

Aşçı:
Yaa yaa. Zor yani. Yalnız kalmak zor bir yaştan sonra. Bilirim.

Uşak:
Yeni bahçıvan nerede kaldı? Saat 12:00’de gelmesini söylememiş miydik? İlk günden geç gelinir mi canım!

Aşçı:
Saat daha 11:20 ne diye gelsin erkenden çocuk. Aaaa.

Uşak:
Salondaki saat durmuş o halde. Günahını aldık çocukcağızın.

Rauf Bey 30 dakika boyunca kahvaltı etti. Kahvaltı üzerine sade kahvesini söyleyip günlük gazetelere göz atmaya başladı.

Ding Dong!

Kapıyı açtı uşak. Gelen yeni bahçıvandı.

Uşak
Hoşgeldin genç.

Bahçıvan
Hoşbulduk efendim. Geç kalmadım inş.