YİĞİT ANAM, GARİP ANAM, ÇİLEKEŞ ANAM

Önemli gün ve haftalar içinde en çok Anneler Günü’nü severim. Çünkü neden olmasın?

Kendim de bir anne olduğumdan, bugünden nemalanıyor olmam elbette etkili ama Anneler Günü’nü sevmem anamdan kaynaklıdır.

Herkesin annesi kendine kıymetli (bazı paçavraları bu kategoriye koyup da, mağdurlarının yaralarını deşecek değilim) elbette.

Şanslıyım ki benimki “anne” kelimesiyle aklınıza gelebilecek her çağrışımın karşılığı gibidir.

Yiğittir, çilekeştir, fedakârdır, düşüncelidir.

Pek çoğumuzun annesi gibi roman olsa Best Seller olacak bir hayatı olmasına rağmen, yılmamıştır.

Bazen hayat ona “kendisini düşünmemesinin” bedelini ağır ödetti.

Böyle şeyler ona yaşamın kıymetini hatırlatırken, çocukları olan bizleri de sanki sonsuza kadar var olacakmış sanrısından tekme tokat döverek uyandırdı.

Biliyorum ki; bizler onun doğurarak sahip olduğu çocukları olmasaydık, o kendine annelik edecek çocuklar edinirdi.

Sokakta, yolda izde kendisinin olmayan çocukların da üzerindedir gözü çünkü.

Aklı çıkar bir bebeğe ya da çocuğa zarar gelecek diye.

Öyle canımlı cicimli sevmez sizi, eski toprak ne de olsa… Hastalandığında bir tas çorbayla beliriverir sevgisi, bir sirkeli bezdir alna konan.

Kendi hastalığında bile sizi yorduğu için üzülmesidir içtenliği.

Üstelik kendisi hiç bilmemiş anne sevgisini. Yani önünde ona örnek olacak biri, devamını getireceği bir sevgi geleneği olmadan harika bir anne olmuş. İnanılır gibi değil.

Velhasıl, güzel insandır anam.

Annesi yanında olmayanların (eğer seviyorlarsa tabii) yaralarını deştiysem özür dilerim, hâlâ sevginizi gösterebileceğiniz bir anneniz varsa da fırsatı kaçırmayın derim.

Zamanın size ne göstereceği belli olmuyor çünkü.