Büke’nin Hikayesi – Büke’nin Gazabı – Bölüm II

Bir saat kadar sonra bilgeler tekrar gözüktüler. Oba halkı tanrıdan -yani Büke’den- ne haber geldiğini merakla bekliyordu. Lafa girişti yaşlı bilge.

“Büke öfkeli, Canavar hala yaşıyor. Buga nehirden geçerken Kanı Büke’nin temiz suyunu karışmış! Büke öfkeli.”

Bilge Kün’ün eşi Olca’ya döndü.

“Yiğit savaşçı Kün’ün yiğit eşi Olca. Hamilesin. Birkaç güne kalmaz bir çocuk doğuracaksın.”

Bilge’nin sesi birazcık titremeye başladı.

“Canavar’ı öylesine yaralamış ki Kün, ancak onun canından, kanından bir kurban verirsek Canavar durulacak. Aksi halde Büke’nin adaleti Canavar’ın buraya geçmesine izin verecek”

Kün’ün güzeller güzeli eşi Olca lafa atıldı.

“Ama Kün zaten öldü!”

Bilge tekrar lafa girişti.

“Tanrının işine karışamayız kızım. Onun gösterdiği işaretleri yorumlayabiliriz ancak.”

Bilgenin son sözleriydi bunlar. Bir süre sonra kalabalık dağıldı. Büke obasının insanları yeni gün için istirahate çekildiler.

***

Göz açıp kapayıncaya kadar geçti günler.

Ay; tamamıyla Büke’ye çevirdi yüzünü.

Savaşçı Kün’ün bir çocuğu olmuştu. Beyaz tenli, kömür gözlü bir erkek çocuktu bu. Kaderi daha en başından kötü yazılmıştı talihsiz yavrucağın. Canavar’a kurban edilecekti. Hali hazırda annesinin sütünden bile kesilmemişken iki pençenin arasında can verecekti.

Bebek doğduğu gün obalı bir kadın şöyle sordu Olca’ya.

“Olca, ne güzel bir çocuk doğurdun. Ona babasına yakışır bir isim koymalısın.”

“Hayır” diye çıkıştı Olca. “İsim koymayacağım. Kaderi zaten belli!”

Ağlama başladı sonra…

***

Aradan birkaç hafta geçmemişti ki, kadınlar bu sefer Savaşçı Buga’nın çadırında toplandılar. Buga’nın eşi Talan oldukça sancılı bir doğum geçirdi. Güzeller güzeli bir kız çocuk doğurdu Talan. Herkes sevinçliydi. Talan acısına aldırmadan doğrulup kalktı. Çadırın köşesinde oturan Olca’nın yanına gitti.

“Olca. Güzel olca. Kader sana geri alacağı bir çocuk verdi. Ona isim koymadın. Kızımın adını sen koy.”

Güzel Olca sarıldı Talan’a. Ağlaştı iki kadın bir süre. “Umay” diye fısıldadı Olca. “Umay” olsun adı. Obamıza bereket getirsin.

***

Derken; Ay; tamamıyla Büke’ye çevirdi yüzünü. Bilgeler Olca’yı çağırdılar. Ona yapması gerekenleri söylediler. Dolunay tepeye çıktığında bebeği, Büke’nin diğer tarafına bırakacaktı. Canavar kurban verildiğini görecek ve tıpkı eski günlerde olduğu gibi Büke obasına saldırmayacaktı.

Güneş battı. Dolunay tepeye çıktı. Oba meydanında büyük bir ateş yakıldı. Obalılar, ateşin başında çember oluşturdular. Bilgelerden biri lafa girişti.

“Olca nerede? Bebeğiyle beraber gelsin!”

Sağa sola bakındı herkes Olca ortada yoktu.

***

Ağaçların ardına gizlenmiş küçük çadır ay ışığıyla parlıyordu. Olca içeri girdi.

“Hoşgeldin Olca” dedi Eçi. Olca yaşlı kadının önüne oturdu. “Eçi bana yardım etmeni istiyorum. Bebeğimi kurban veriyorum. Bunu kabullendim! En azından acı çekmeden ölmesini sağlayamaz mısın?”

Eçi önünde duran içi su dolu kabı kenara çekti. Elbisesinin kesesinden 4-5 parça kurumuş ağaç dalını -belki de boynuz parçaları- yere yaydı. Fısıldar gibi konuşmaya başladı Eçi. Sesi bir süre sonra ürkütücü bir hal almaya başladı. Olca anlam veremediği bir ürperti hissetti içinde.

“Net değil” dedi Eçi. “Sadece gölgeleri görebiliyorum. Kundağın başına yanaşıyor. Korkutucu. Büyük. Kocaman dişleri var.”

Olca’nın günlerdir akmayan göz yaşları yavaş yavaş akmaya başladılar.

“Anlat Eçi anlat” diye heyecanla bağırdı Olca.

“Büke’nin suları yükseliyor. Büke öfkeli. Temiz suyuna kan bulaşmış.”

Eçi -birden- derin bir nefes alıp gözlerini açtı. Uzun süre koşup birden durmuş gibi soluyordu.

“Daha fazla anlatamam kızım. Gitsen iyi olacak. Bilgeleri bekletme!”

Olca kalktı. Bebeğini kucağına alıp geri geri yürüdü.

“Ona bir isim ver” dedi Eçi.

“Kader onu alıyor benden. İsim verirsem anılarımda yaşar. Acı çekerim.”

“Ona bir isim ver Olca. İsmi olmayan birisi Tanrı nezdinde hiç yaşamamış gibidir ve hiç yaşamamışlara şefkatini göstermez.”

“Peki” dedi Olca “Sen isim verir misin ona?”

“Börü” dedi Eçi.

Yüzüne doğru eğilip seslendi bebeğe Olca. “Börü”

Bebek gülümsedi.

Olca Oba meydanına doğru yürümeye başladı.