Fısıltılar – Bölüm VI

Gücüm yettiğince hızlı koşuyordum. Çalıların arkasından beni izleyen gözler harekete geçti. Geçtiğim her parlak göz -hemen ardımdan- patika yola atlamaya başladı. Bir süre sonra arkama dönüp baktığımda. Çeşit çeşit parlak gözlü yaratığın peşimden salyalarını akıta akıta koştuğunu gördüm.

Koştum. Koştum..

Ay bulutların arasından kurtuldu. Aydınlanan yolun ucunda bir karartı gördüm. Bu karartı daha önce gördüklerim gibi bir insana yada hayvana ait değildi. Patika yolun tam orasında bir sepet duruyordu. Etrafında kimse yoktu bu sepetin. Bir an için durup bakmayı düşündüysem de bu fikrimden çabucak caydım. Canavarlar peşimdeyken durmak hiç akıllıca bir davranış olmazdı. Sepetin tam yanından geçerken. Bir ses işittim. Bir bebeğin ağlamasıydı bu ses. Sepeti geçmiştim ama sesi duyduğuma emindim. Durdum. Arkama döndüm. Sepetten ağlama sesleri yükseliyordu. Sepetin arkasında bana doğru koşan parlak gözleri gördüm. Hızlıca sepete doğru koştum. Sepeti bir çırpıda aldım. Koşmaya devam ettim. Arkamdan gelen canavarların nefesini -neredeyse- ensemde hissediyordum. Gücümün tükendiğini hissettim. Belki de sepeti atarsam daha hızlı koşarım” diye düşündüm.  Yapamadım. Bu düşünceler mi dağıttı tüm dikkatimi bimiyorum ama birden ayaklarım birbirine dolandı ve yere düştüm. Neyse ki düşerken sepeti başımın üzerinde tutabilmiştim. Peşimdeki canavarların çok yakınımda olduğunu biliyordum. Gözlerimi sıkıca kapatıp sepetin üstüne kapandım.

Ayak sesleri, hırıltılar. Salyalar. Saniyeler boyunca yanımdan hızlıca geçtiler. Birkaç tanesi üzerime bile basmıştı. Gözlerimi açtığımda bir toz bulutunun içerisindeydim. Bir süre bekledim toz bulut dağıldığında ortalıkta kimsecikler yoktu. Ne bana bakan bir çift göz ne bir yaratık. “Demek ki” dedim “beni kovalamıyorlarmış!” Doğruldum. Bebeğin sesi çıkmıyordu. Sepeti kucağıma aldım. Bebeğin vücudunu örten bezi kaldırdım. Bezi kaldırdığımda büyükçe bir elmanın bebeğin göğsüne bırakılmış olduğunu gördüm. Bu yol boyunca gördüğüm diğer elmalara benziyordu. İçime -tekrar- bir ürperti kapladı. Elimle sarstım bebeği. Gözlerini açtı. Bana doğrultulmuş bir çift kırmızı parlak gözdü karşımdaki.

Bir süre hiçbir şey yapmadan bekledim. Nihayetinde bu bir bebek ve bana hiçbir şey yapamaz! Düşüncelerle cesaretlendirdikten sonra kendimi yürümeye devam ettim. Bir süre yürüdükten sonra patika yol iyice aydınlandı. Güneşin ilk ışığı ağaç dallarından kurtulup yüzüme vuruyordu. Bu yorucu gecenin sonunda kendimi güvende hissetmek bana iyi gelmişti. Tekrar ıslık çalarak yürümeye devam ettim. yürürken bir yandan bebeğe bakıyordum. Burnunun ucuna bir kelebek kondu bebeğin. Kaşınmış olacak ki gözlerini açtı. Gözleri artık kırmızı değildi. Gülümsedim. O da gülümsedi. Kafamı yola çevirdim. Nenesiyle yürüyen bir erkek çocuğu gördüm “Günaydın” dedi kadın bana. “Günaydın” dedim. Çocuk bana baktı. Suratında sıcak bir gülümseme vardı. O an hatırladım. Bunlar patika yolda denk geldiğim kadın ve çocuktan başkası değildi. Yürümeye devam ettim. Gece kırmızı başlığıyla gördüğüm kıza denk geldim. Yanında yavru bir köpek vardı. Bana gülümsedi. Bu sıcak gülümsemeye karşılık verdim. Sepetinden bir kurabiye çıkarıp bana uzattı. Teşekkür edip aldım. Kurabiyeden bir ısırık alıp düşüncelere daldım. “Acaba geceyi hatırlamıyorlar mı? Yoksa hatırlamak mı istemiyorlar? Acaba sabahların tövbekarları mı bu insanlar? ..Ve gecelerin günahkarları? Ay tepedeyken; Karanlık, onları bir tılsımın etkisi altına mı sokuyor? Yoksa el değmemiş karanlıklarını bir tılsım ile mi gizliyorlar tan ağardığında? Belki de; herkes her şeyin farkında…”