Fısıltılar – Bölüm IV

Yolumu kaybetmiştim. Nereye gideceğimi bilmiyordum ama burada olmamam gerektiğinden emindim.

Karanlık bir ormanda tek başıma yürüyordum.

Ay ışığının aydınlattığı patika yolun her iki yanında çalılar, çalıların hemen arkasında da heybetli ağaçlar vardı. Çalılardan gelen hışırtıları duyuyordum. Belki bir kertenkele, belki de evini arayan bir kaplumbağadır diye düşündüm önce. Sonra birden parlayan gözleri gördüm. Bana doğrultulmuş kırmızı, mavi gözler… Git gide sayıları arttı. Birden parlayan bu gözler birden sönüyordu… Biri sönerken diğeri parlıyordu. Diğeri parlarken bir diğeri sönüyordu… Uğultular, hırıltılar duymaya başladım sonra… Canavarların beni izleyen gözleri eşliğinde ıslık çalarak yürümeye devam ettim…

Patika yolun sonunda bir karartı gördüm. Adımlarımı hızlandırdım. Yaklaştıkça bir insan olduğunu anladım. Yaşlı bir kadın ve bir çocuk patika yolun ortasında duruyorlardı. Yaşlı kadının bir kolunda küçük çocuk diğer kolunda ise sepet vardı. Beni duyabilecekleri kadar yaklaştığımda “merhaba” dedim. Çalılardan bana doğrultulan bütün gözler aynı anda parladı. Çocuk öne doğru bir hamle yapmaya denedi kadın onu durdurdu. “Yolumu kaybettim. Buraların yabancısıyım. Çalıların arkasında canavarlar mı var? Yoksa birkaç yabani hayvan mı onlar?” Birbiriyle pek de bağlantılı olmayan birkaç cümle dökülüvermişti ağzımdan, usulca cevabı bekledim. Yaşlı kadın kafasını kaldırdı. Gözleri -tıpkı çalıların arkasındaki canavarlar gibi- birden parladı. Üzerime doğrultulmuş iki kırmızı gözden gözlerimi kaçırdım. Bu sırada sepetini çocuğa -çocuğun erkek olduğunu söyleyebilirim- doğru uzattı kadın. Çocuk kafasını kaldırmadan sepetten büyükçe bir elma aldı. Büyük bir ısırık aldı elmadan. Kafasını kaldırıp kırmızı gözlerini bana doğrulttu. Birkaç adım geri atıp onların etrafından dolaşarak yürümeye devam ettim. Yeterince uzaklaştığımı düşündüğümde dönüp geriye baktım. Yaşlı bir adam ve yanında küçük bir kız çocuğu vardı. Sırtları bana dönüktü -tıpkı az önce gördüğüm yaşlı kadın ve yanındaki erkek çocuk gibi.- Adam sağ koluna takılı olan sepeti görüş alanımdan çıkacak şekilde -kendi vücudunun önünden- çocuğa doğru uzattı. “Ah ne üzücü.” diye söylendim kendi kendime. Yürümeye devam ettim.

Yolumu aydınlatan ay bulutların arasına girdi bir süre. İyiden iyiye karardı ortalık. Çalılardan bana doğrultulan parlak gözler eşliğinde yürümeye devam ettim. Bir süre yürüdükten sonra patikanın sonunda yine karartılar gördüm. İyice yaklaştığımda karartıyı algılayabildim. Kırmızı başlık takmış bir kız ve yanında oturmuş kurt gördüm. Bu kızın kolunda da yine sepet takılıydı. “Merhaba” dedim. “Bu karanlık ormanda yolumu kaybettim! Nasıl çıkabilirim?” Kız sepetin üzerinde bulunan bezi birazcık kenara çekip sepetten bir elma çıkardı. Gözlerimin içine dikkatle bakıyordu. Elmadan bir ısırık aldı. Normal olan gözleri birden parladı kırmızıya döndü. Geri geri birkaç adım attım -az kalsın düşüyordum- Koşmaya başladım hızlıca.