Kimin korunmaya değer olduğuna, kim karar verecek?

İnsan türü belki de hayvanlar aleminin en garip, en akıl almaz olanı.

İnsanların oluşturdukları topluluklar daha da beter.

Hepiniz belki belgesellerde ya da yaşadığınız yerde gözlemlemek fırsatınız olduğundan denk gelmişsinizdir, bir hayvan başka bir türden hayvan tarafından yaralandığında içinde bulunduğu topluluk onu yemeye kalkışmaz. Yarasını deşmez. (Toplulukla beraber yola devam edemeyecekse ölüme terk edilenleri kast etmiyorum. Neticede aralarında doktor olan yok)

İnsan türü ise yaratıkların en acımasızı olarak hemen harekete geçer.

Eğer toplumundan birisi yara almışsa (ister fiziki, ister ruhsal olsun) hemen saldırıya geçer.

Ha tabii bu arada gayet süslü sözlerle niyetini gizlemeye de bayılır, orası ayrı konu.

Mesela diyelim bir ailede baba öldüyse konu komşu üç-beş taziyeye gelir, kimi içten kimi evin “babasız” ne kadar idare edebileceğini gözlemlemek için ziyaretler gerçekleştirirler.

Sonra ne mi olur?

Bakın ben size anlatayım.

O toplumun erkekleri kendi aralarında kadın dul kaldığı için “ihtiyaç” duyabileceği şeyleri hayal etmeye başlar.

Sanmayın bu Türkiye’ye ait bir durum. Genel olarak durum bu. Kafa yapısı başka şekilde çalışan herkesi tenzih ederim elbette.

Aynı toplumun kadınları ise “erkeksiz” kalan dişi kendi “kutsal” aileleri için açık tehlike oluşturduğundan ya “dostunu yakın, düşmanını daha yakın tut” taktiğinden hareketle çembere alınır ya da yaşam hakkı tanınmayacak şekilde yalnızlaştırılır.

Bu durumun beteri tecavüze uğrayan kadınların başına gelir.

Toplum üç-beş ah vah eder, bazısı yazık olmuş falan der ama bir kısmı, tecavüze uğrayanın peşine düşer.

Ha bir de tecavüze uğrayanın “kabul görmediği” topluluklar var.

Bu toplulukların “kanaat önderi” adı altında kendine paye biçenleri, sözde “akil adamları” madurun o toplulukta yaşamasına izin vermez.

Ya da “lütfeder”. Ama öyle mağdurun yarasını sarmasına yönelik falan değil bu tabii.

Çekileceksin bir kenara, hele bir de tecavüzden hamile kalıp doğurmaya karar verdin mi o çocuğa da sanki yarısı senin kanını taşımıyormuş gibi davranacaksın.

Sonra gelenekten, saygıdan, sevgiden, hoşgörüden bahsedeceksiniz sağa sola.

Yok öyle yağma.

Topluklar önce şunu kabul etmeli:

Her kim bir karar verme aşamasına geldiğinde üç soru soracak kendine:

– Buna benim hakkım, haddim var mı?

– Verdiğim bu karar toplumumun gerçekten yararına mı?

– Bu kararla başka bir mağdur daha yaratır mıyım?

Yoksa bu sorulara cevabınız, bence artık kendinizi kapatma vaktiniz gelmiştir.