Acı ile Sohbet III- SBGH A.Ş.

Talaş  : Tamam tamam dur lütfen. Şimdi farklı bir açıdan düşünmeye çalışacağım. Sen acı çeken birisi misin?
Acı      : Hayır. Ben acıyım.
Talaş  : Üzüldüm senin adına.
Acı      : Neden?
Talaş  : Çünkü insanlara üzüntü veriyorsun, neşelerini kaçırıyorsun senin yüzünden acı çekiyorlar.
Acı      : Yanılıyorsun. Bir sürüsü -aslında- acı çekmez. İşler istedikleri gibi gitmiyordur hepsi o. Buna da tembelce acı derler.
Talaş  : Hmm. Peki ne olursa senin bahsettiğin acıdan bahsetmiş olurlar?
Acı      : Anlayış -anlama, bilme- ancak acıların iyileşmesiyle ortaya çıkar. Acıyı anlamak bilgeliğe adım atmaktır.
Talaş  : Hmm. Bu açıdan düşünmemiştim. Acıdan kaçmaya çalıştım hep.
Acı      : Hayır. Kaçsaydın buraya gelemezdin. Acıdan kaçış yoktur. Acıdan kimse kaçamaz. Herkes onunla yaşar ama farklı şekillerde. Acı; bazısını karanlığa hapseder, bazısına ışık verir.

Işık birden kayboldu. Bağırdım. Nereye gittin? Daha bitmemişti. Sağıma soluma baktım. Koridor aydınlıktı.

Aydınlık bir yerde küçük bir aydınlığı nasıl görebilirim?

Küçük bir aydınlığı görebilmem için karanlığa ihtiyacım var.

Peki ya küçük aydınlık büyüyüp bütün odayı kaplayacak boyutlara gelmişse?

Onu karanlıkta görmeye çalışmak şımarıklığın daniskasıdır!

Dıırırırırır.

Talaş  : Efendim Tunç.

Tunç    : Naber Talaşcığım. Nasılsın? Görüşelim mi bugün?

Talaş  : Pek iyi değilim sanki… Bilmiyorum iyiyim belki de… Emin değilim hahaha.

Tunç    : Aha kafayı sıyırdın bence sonunda. Ne oldu niye öyle hissediyorsun.

Talaş  : Ya çok acayip bir rüya gördüm. Onu yazıyordum zaten yarım kaldı.

Tunç    : Ne rüyasıymış bu özetlesene.

Talaş  : Ya koridorda yürüyorum öyle çıplağım falan ama yani.

Tunç    : Ooo yesss.

Talaş  : Ne yes yaa bi dur. Neyse sonra karanlık bir duvarın önüne geliyorum orda acıyı görüyorum.

Tunç    : Vaaaysss. Canım acı. Beni sordu mu? Kendisi çok değerli bi büyüğümüzdür.

Talaş  : O da bu minvalde konuştu zaten.

Tunç    : Eee görüşüyor muyuz.

Talaş  : 40 dakika sonra çıkarım.