ŞOVLAR BAŞLADI!

Mazbatasını alan bazı belediye başkanları, şov peşinde koşmaya başladılar. Biri çıkıp belediyenin kapısını söküyor; bir diğeri belediye binasının bahçe duvarını yıkıyor, öteki sığınmacılara zırnık koklatmayacağım diyerek şovenizm yapıyor. Ondan sonra da çıkıp “Kapılarımız, başkanlık makamının kapısı vatandaşa açık” diyerek sükse yapmaya kalkıyorlar. Kapımız herkese açık demek, geleni geri çevirmemek anlamındadır. Mecazi bir manası vardır. Gelenler, bu kapıdan boş dönmeyecek demektir. Kapımız sonuna kadar açık demekle olmuyor. Kapıyı kırmakla da olmuyor. Halka gönüllerini açmaları gerekiyor. Bir belediye başkanın makam odasını düşünün. Kapı yok. İçerde önemli bir konu görüşülüyor ya da başkan telefonla görüşüyor. Hop. Bir vatandaş gelip, daldı içeriye. Ne diyeceksiniz ki? Kapınız herkese açık ya. Yapmayın, etmeyin. Devlet kapısının asaletini ayaklar altına almayın. Devlet adabı, edebi bunu gerektirmez. Zaten bunu yapanların çoğu da devlet adabını bilmeyenlerdir. Doğu’da kendisini komünist ilan eden bir başkan da belediye binasının çevre duvarlarını yıktırmış. Yazıktır yahu. Devlet malından ne istiyorsunuz? O dış duvar ne için yapılmış? Hayvanlar, çöpler, pislikler içeri girmesin diye. Birisi bu eylemi anlatsın Allah aşkına. Bahçe duvarını yıkmak da ne oluyor? İster çadırda yapın hizmetinizi, ister saraylarda. Önemli olan halka hizmet etmeniz, gönlünüzü onlara açmanızdır. Yoksa gerisi şov yapmaktan başka bir şey değildir. O yıktığınız duvarlar, kırdığınız kapılar beyt’ül maldır. Milletin malıdır. Onu böyle hunharca yok edemezsiniz. Ne diyelim? Allah, akıl izan versin.

GÜLMECE, GÜLDÜRMECE

Belediye başkanının Bayburt’a hizmet etmediği kahvehanelerde dilden dile dolaşır. O zamanın belediye başkanı, kahvehanelerdeki konuşmaları duymuş, kahvehanenin birinde sinirlenip, ayağa kalkmış, herkesin duyabileceği bir sesle şöyle demiş,

-“Bayburtlular, duydum ki benim hizmetlerimden memnun değilmişsiniz. Kışın Çoruh’un kenarında abdest bozuyordunuz, her şeyiniz donirdi! Ele deel mi? Abteshaneleri getürdüm, ağzızın içine yapturdum, eee daha ne istirsiz? Bi de diyorsunuz ki hizmeti mizmeti yok. Daha ne yapalım?”

***

Atatürk, her gittiği yol ağzında asker, polis, jandarma toplulukları görünce emir verir kaldırtır. Şehir içi gezilerini bu türlü serbest ve çekinmeksizin yaptığı bir anda arabasının önüne örtülü, tek gözü açık bir kadın çıkar. Atatürk arabasını durdurur, iner.

Kadına: Dile benden ne dilersen, der.

Kadın şaşırır: Sen Hızır Aleyhisselâm mısın ki senden bir şey dileyeyim?

Gazi tekrar: Sen dediğime bak, dile benden ne dilersen.

Kadın:-Oğlumu gardiyan yap!

-Hadi git oğlun gardiyan oldu.

Oğlu akşama cicili bicili elbiselerle eve dönünce kadın şaşırır.

-Ne oldu oğlum?

-Gardiyan, ana! Gazi hazretleri yaptı.

O zaman kadın uyanır ve kendi kendine mırıldanır:

-Demek Hızır gaziymiş. Ne bilirdim, keşke başka şeyler de isteseydim.

Sağlıcakla kalınız.