DUMLUPINAR-2

Dumlupınar Denizaltısının batışı ve 81 askerimizin şehit oluşuyla ilgili, dün başlayan yazı serimize, devam ediyoruz.

Eceabat sahillerinden duyulan bu çarpışmayı, denizaltından yükselen büyük bir infilak izledi. Çarpışma sırasında denizaltının güvertesinde bulunan 8 kişi, çarpışmanın şiddetinden denize düştüler. Düşen sekiz kişi içinde olan 2 gözcü, Er Hüseyin Akış’ın gözleri önünde Naboland’ın pervanesinde parçalanarak şehit oldu. Bir diğeri ise, boğazın soğuk sularında boğularak yaşamını yitirdi. Geriye kalan 5 denizci, boğazın soğuk sularında yaşama tutunmak için var güçleriyle uğraşıyordu. Alarm zilleri, gecenin sessizliği içinde yankılanırken denizaltı sancak baş omuzluğundan aldığı yara yüzünden, göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre içinde burun istikametinde dikilerek batmaya başladı. Naboland denizaltıyı çiğnemişti adeta… Aynı anda ön kısmından yara alan Naboland’ın telsizleri de bütün dünyayı şu mesajı yayıyordu: “Çanakkale’den 3 mil mesafedeki mevkide, meçhul bir denizaltı ile çarpıştık. Acele yardıma ihtiyaç var.” Açılan yaradan boğazın akıntılı suları, bendini yıkmış bir sel gibi içeri dolarken, artık çelikten bir tabut haline dönüşen Dumlupınar da, boğazın derinliklerine doğru ağır ağır iniyor, gittikçe dibe yaklaşıyordu. Ölüm, personelin bir bölümünü uykuda yakalamış, diğerleri ise, bir anda gemiye dolan suyun tazyiki yüzünden fazla dayanamamışlardı. Ancak yıldırım hızıyla hareket eden üç erin, hemen kıç bölmeye geçerek kapakları kapatması sayesinde, denizaltıdaki 81 kişiden 22 kişi sağ kalabilmişti ve şimdi 2’si astsubay, 20’si er, 22 denizci, 80 metre derinlikte yaşamla ölüm arasındaki incecik çizgide, sessiz bir bekleyiş içindeydiler. Gittikçe tükenen soluklarında, adım adım yaklaşan ölümü hissederken, yukarıdakilerin kendileri için sürdürdüğü olağanüstü didinmenin bir sonuç vermesi için, dua ediyorlardı ama ne zamana kadar? İşte bunu bilmiyorlardı. Denizaltı batar batmaz, kıç güvertede bulunan şamandırası otomatik olarak suların üzerine çıkmış, böylece yukarıdaki dünya ile bağlantı kurulmuştu.

TÜRKİYE YASTA

Feci olay duyulur duyulmaz, bütün yurt yasa büründü. Deniz Kuvvetleri, bütün imkânlarını seferber etmiş, Kurtaran gemisi olay yerine gelmişti, Kurtaran’ın Amerika’da batan bir gemiden 80 denizciyi kurtardığı biliniyordu. Yapılacak işlem şartlara göre hem basit hem de çok zordu. Denizaltıya kurtarma çanı takılacak. 22 kişi bu çanla yukarı alınacaktı. Kıç bölmedekiler, burada bulunan oksijen sayesinde 72 saat yaşayabilirdi. Denizaltı 80 metre derinlikte, 15 derece sancağa meyilli olarak oturmuştu. Bu derinliğe önce kılavuz halatını indirebilmek için, donanmanın en seçme dalgıçları adeta birbirleriyle yarışıyor, ancak bölgedeki birbirine ters iki akıntı ve kötü hava şartları bunu engelliyordu. Doğa, denizin dibinde umutla kurtarılmalarını bekleyen denizcilerin en amansız düşmanı kesilmiş, bütün çabaları etkisiz kılmak için, adeta seferber olmuştu. Saatler hızla geçiyordu. Bütün Türkiye’nin gözü, kulağı Kurtaran’ın üzerindeydi. Oradan gelecek mutlu bir haber bayram sevinci yaratacaktı. Üsteğmen Suat kurtarılmalarını bekleyen 22 denizciye moral verebilmek için, tekrar şamandıraya dönüp konuşmaya başladı:-Alo Selami.-Evet Dumlu.-Selami nasılsınız?

-Efendim hava biraz fenalaştı.-Moralinizi bozmayın. O hava size daha iki gün yeter. Sen çocukları yatır. Sigara içmeyin.-Yok efendim hepsi yatıyor. Sigara da içmiyoruz. Işık da yok, karanlıktayız,-İhtiyaç lambalarını kullanmayın, lazım olacak.-Kullanmıyoruz, zaten birinin ışığı çok zayıfladı. Evet, ışıkla birlikte umutlar gittikçe zayıflıyordu. Son mesajı veren, yine Astsubay Selami oldu. O da artık her şeyin bittiğini anlamıştı. Buna rağmen, sesinde en ufak bir titreme bile yoktu. 81 şehidin ölmeden önce düşündüklerini iki kelimeyle dile getirdi:-Vatan sağ olsun… Biraz sonra, tekrar konuşmak, onlara moral vermek üzere gelen Üsteğmen Suat, seslenişlerine bir cevap alamadı. Aşağıdan iniltiler, bazı gürültüler geliyordu. Daha sonra şamandıra telinin kopması sonucu, bu sesler de işitilmez oldu. Dumlupınar ile yapılan son telsiz konuşmalarıydı bunlar.

7 Nisan 1953 saat 02.15’i gösterirken,  bütün umutlar artık tükenmişti. Amansız doğa koşulları kurtarma çalışmalarını engellemiş, Dumlupınar denizaltısı 81 denizciye mezar olmuştu.

Kurtarma çalışmalarını, yayınladığı tebliğlerle halka duyuran Milli Savunma Bakanlığı, yedinci tebliğinde denizaltıda bulunan 22 kişinin yaşamından artık umut kesildiğini açıklıyordu. Denizaltıdan, sadece çarpışma anında, köprü üstünde bulunan Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Haşan Yumuk, Astsubay Başçavuş Hüseyin İnkaya, Astsubay Başçavuş Hüseyin Akış kurtulmuş, içlerinde Komodor Kurmay Albay Hakkı Burak’ın da bulunduğu 7 subay, 35 astsubay, 39 er şehit olmuştu. 81 denizcimizin ölümü ile sonuçlanan feci kazadan sonra, Naboland gemisine haciz konuldu. Kazada hatalı görülen iki kaptan da yargılandı. Yapılan duruşmaları sonucu, İsveç gemisi kaptanı Lorentzon 6 ay hapis 500 lira ağır para cezasına, Dumlupınar Komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu 1 yıl, 8 ay ağır hapis ve 800 lira para cezasına çarptırıldı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Sağlıcakla kalınız.