Seçimden geçime…

Kazananları kutluyorum. Seçimlerin tek kazananı oluyor malum. Kaybedenlere Milli Piyangodaki gibi teselli ikramiyesi verilemiyor maalesef. Avutabiliyoruz ancak. Gelecek sefere diyoruz, az oy farkı diyoruz, rüzgâr sağdan esti, zemin müsait değildi, kale önü çamurdu top saplandı diyoruz… Bunlar da geçer. 5 yıl nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçiverir!

En fazla bir-iki gün süren seçim tartışmaları yerini geçim tartışmalarına bırakıyor. Tanzim çadırlarına ne oldu? Dolar çıkar mı, iner mi? Amerikan Merkez Bankası faizleri ne yapacak? Üretici fiyat endeksi…

Şu Swap çılgınlığı sayesinde epey bir ekonomi terimi duyduk; anlattılar ama anlamak ne mümkün. Arbitraj, Açığa satış, Stagflasyon, Takoz formasyonu… Uzayıp gidiyor. Bu kelimeler başka dünyanın lisanı…

Ancak geçim derdinde öyle karmaşık kavramlar yok. Etikete yaklaşıyorsun ve kimi fiyatları görünce anında uzaklaşıyorsun. Veya pazarda sivri biber tezgâhına kaykılarak yaklaşıp, önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola bakıyorsun; hızla 150 gr’lık bir avuç biberi poşete atıp tartıver! diyorsun.

Sonra kalbin küt küt, acaba kaç lira çıkacak bekleyişi… Kuyunun dibinden gibi gelen sese kulak verip, 5 TL’yi atıp hızla uzaklaşıyorsun. Pazar yerleri panayır yeri gibi sebze meyve görmeye gelinen yer oldu vallahi!

Hele geçen gün yaşadıklarım. Yüreğime inecekti. Anlatayım başından. Ben Çalı Fasulyesinin hastasıyım. Turfandası – şimdi yok ama – nedense kokusu ve lezzetiyle bir başka olur. Zeytinyağlı severim. Soğuk da olur, ılık ılık da… Domatesle severim. Yanında serin serin domates olacak. İlk çatalı alıp damakta ezince, çocukluğuma dönerim. Hülyalara dalarım.

– Babam öğle yemeğine gelmiş işten. Ben de yemeğimi yiyip, okula yetişeceğim. Buluşuyoruz yemekte. Beni yumurtayla şımartmayı sever.

Sorar: “Beğenmediysen yumurta kırayım sana.” Bir tek Çalı Fasulyede hayır derim. Güzel ve güneş gibi ışıltılı bakar bana… Annem seslenir içeriden: “Hadi hadi, Sezai şımartma çocuğu, bırak!” Yiyorum baba derim. Peki oğlum, deyip yarım dilim ekmeği kıvırıp, derin tabağa daldırır babam… –

Neyse. Hanım geçen geldi gülümseyerek. Laf aramızda bizim hanımın gözlerinde hep çiçekler açar bana bakarken. Biz onunla hep bahar aylarında yaşadık zaten. Çalı Fasulyesi aldım sana dedi. Önce bir şey demedim.

Düşününce jeton düştü. 30 liraydı gördüm dedim. Az aldım dedi.

Boğazımızdan kesmeyiz ama bu çok fazla. Yani bu kadarı gaddarlık. Turfanda karpuz geçmişte kilosu 300 liradan satılıyordu. Alıyor muyduk?

Ama nerde eski turfandalar… Artık yok. Sera hepsi…

İlk iki cümleden sonrasını içimden geçirdim tabi… Hanım nefis yapmıştı ama eski tadı yok artık. Belki de bizim tadımız kaçtı… Belkisi-melkisi yok. Tadımız kaçtı sahiden.

İşte bu yazıyı yazarken, televizyonda Pazar yerine mikrofon tuttular. Çoğu müşteri, torunuma alıyorum diyerek küçük porsiyonlarla alış veriş ediyordu.

Eskinin tekerlekli pazar arabaları pek bir seyrek görünüyor. Pahada ağır, yükte hafif artık sebze ve meyveler…

İşte böyle. Seçemiyoruz, geçinemiyoruz. Nasıl olacak bilmiyorum.

Seçemiyoruz mu?

Vallahi Ekrem İmamoğlu’na ve CHP’lilere yaşatılan nedir o zaman?

Bu millet, bu pahalılıkta az yemeyi göze alır ama haklarından/özgürlüklerinden asla taviz vermez. YSK’nın ilan ettiği sandık sonucu değiştirmek için başka işlere tevessül edenler hüsrana uğrar.

Gelirken iyi, giderken kötü olunmaz! Siyasi makamlar geçici postlardır.

O makamların ve postların sahibi millettir.

Seçimi kazanmış gibi pankart asıp, dur bakalım sen kazandın mı hele diye rakibini tuş etmeye çalışmak ibretle izlenir. Yeni bir sandık kurulduğunda da cevabı verilir.

O yüzden, seçimden sonra da iyi “geçinmek” esastır.