Kara Mizah Günleri

Bir sosyal medyacı kara mizahı, “gülsem mi, ağlasam mı dedirten tarzda esprilerle bezenmiş sanat” olarak nitelemiş. Diğer sosyal medyacı ise “mizahı bir edebiyat türü olarak kabul etmeyen ‘ağır abi’lerin sıcak baktığı mizah alt kolu olarak nitelemiş.

Ağırlıkla benimsenen tanım, Kara mizahın komedi ve hicvin bir alt türü olduğu… Genellikle ciddiyetle anılan din, cinayet, ölüm, hastalık, savaş, akıl hastalığı gibi konular keskin bir mizahi anlayışla ele alınıyor bu türde.

İroni, kara mizahın olmazsa olmazı. Aynı zamanda parodi de kullanılıyor. Kara mizah yaparken, biçimle öz arasındaki ayrılıktan “gülünç etki” yaratma hedefleniyor. Sinema ve edebiyat tarihinde bu türün pek çok örneği var.

Ancak bunları bir kenara bıraktıracak vakalar yaşıyoruz. Mutlaka bir yerlerde, bir takım keskin zekâlı genç arkadaş yaşadıklarımızı kaydediyordur. İleride zengin bir kara mizah arşivine sahip olacağımıza hiç kuşkum yok. Son dönemde yaşadıklarımızla ciltler dolar. Hatta taşabilir bile.

Gıdada soğanla başlayan film devam ediyor. Patatesin ardından biber ve patlıcanla gündem iyice alevlendi. Herkes şaşkınlıkla bu vaziyeti seyrediyor. Hükümet de bizim gibi seyrediyor. Tek fark, milletin yetkililer gibi televizyona çıkıp demeç vermemesi. Milletimiz röportaj veriyor. Korkmayanlar tabi.

Soğan depolarına yapılan baskınlar, (Ki, bazı aklı evveller soğan başka nerde tutulacaktı, soğanlar zaten depoda tutulur dese de…) 2 aylık soğanımız kaldı diye yükselen feryatlar, paramız var ithal ederiz’ler, paramız yok’lar…

Durmak yok, Mizaha devam… Marketlerde satışı durdurulan (yasak demiyoruz, cısss!) biber ve patlıcan ikilisi… Niye? Fiyatı çok yüksekti. Fiyatı nice yüksek mal var markette ama… Asıl korku nedir herkes biliyor…

Yol TV’nin sokak röportajında manav kardeş doğruyu söyleyiverdi işte… Tanzim satışla ben nasıl rekabet edeyim diyor, karşımda devlet var. Ben toptancıdan malı alıp, kâr koyup satıyor, vergimi veriyorum. Devlet benimle uğraşacağına, üretimi ele alsın, üreticiyi desteklesin bu iş biter diyor. Kötü mü diyor, yanlış mı diyor?

Aslında Yeni Türkiye’de sapla samanın birbirine karıştığı, ortalığın toz duman olduğu bir gerçek. Öyle değil mi? Herkes baş olmuş, herkes racon kesiyor.

Misal olarak, size başımdan geçen olayı aktarayım. Geçenlerde bir nikâh merasimindeydim. (Olay büyük bir şehrin büyük bir ilçesinde, CeHaPe’li bir belediyede geçiyor. Merak eden olur.)

Damat tarafıyım. Nikâh şahitlerinden biri kimliğini evde unutmuş. Merasime 5 dakika kalmış. Kayıt yapan güvenlik hanım başlıyor yüksek perdeden atmaya: “Şahitler tamam olmadan, nikâh kıymam! Ertelerim bu nikâhı!”

Vay annesini… İyi ki, yakmadı Roma’yı!

Şimdi komik geliyor ama olay anı oldukça sıcaktı, diyeyim.

Yeri geliyor, belediyenin özel güvenlik mensubu böyle racon kesebiliyor işte. Her an ‘ali kıran, baş kesen’ tavrı gösterenlerle karşılaşabiliriz. Garanti veremiyor kimse. Yeni Türkiye böyle.

Her şeyi düzeltecek tek bir kişi var aslında. Millet onu seçti başa getirdi. Ama ayıp diğerlerinin yaptığı. Katılımcı abla, ne diyordu Mehmet Ali Erbil’e Çarkıfelek yarışmasında: Biraz yardımcı olsanız Memedali bey!

N’olur yardımcı olsanız Sayın Cumhurbaşkanına. Nikâh salonuna gelip orda da düzen-tertip aldırmak onun işi mi yahu! Herkes işini yapıverse ya… Afra tafra da neymiş?

Ama bunlar birikiyor mizah torbasında. Bilinsin yani.