Kalabalık/Yorgun

Kalabalık
Çok kalabalık, tıklım tıklım…
İğne atsan yere düşmez.

Bu insan yığını, bu kalabalık…
Kimin eseri ola?

Yabancı bu insanlar buralara.
Lalettayin uzaydan gelmiş gibiler.
Merhabayın uzaylılar diyesi geliyor insanın.
Dost musunuz düşman mı?

Dost muyuz bilinmez ama kabalık çok fazla.
Yoğun bir insan akışı var caddelerde, sokaklarda.
Sevişenler, dövüşenler.
Aynı kalanlar, ayrı düşenler.

Her biri bağımsız gibi gözükse bile.
(Aslında yine her biri bu insanların)
Kalabalığa dahil, kalabalığın içinde.

Kalabalık dediğimiz de yabancı değil!
Hep tanıdık simalar.
Eş, dost, akraba,
Hasım, hısım, arkadaş,
Ben, sen, o.

Biz işte.
Dümdüz biz.
Düpedüz biz.
(Dolandırmadan lafı. Eveleyip gevelemeden)

 

Yorgun
Dönüp durur yatakta insan.
(Her sabah, aynı saatte, aynı yerde, aynı şekilde)
Uyanıktır aslında ama kimseye çaktırmaz.

Ne ağzına kadar dolu kül tablası anlar olan biteni,
Ne yarım kalmış bira şişesi…
(Onun hemen yanında birkaç boş şişe muhakkak vardır)

Ne alarm susar, ne zaman durur.
Önce sağa, sonra sola döner.
Bir sağa döner, bir sola döner.
(Sonra bir hamlede kalkar yataktan söve söve)

Yüze bol bol su vurmalıdır.
Biraz peynir, biraz zeytinle kahvaltı yapılmalıdır.
(Kızarmış ekmek olmaz böyle günlerde)

Bir gözü sürekli saatte, dikilir masanın dibine.
Ağzında çevirirken peynirli ekmeği boş durmak olmazdır.
(böyle zamanlarda boş şişeleri tezgaha götürmeli, kül tablasını boşaltmalıdır)

Son defa bakar kendine aynada.
(Çıkmadan biraz öncedir şu an. Yaşlandığını anlar)
Alarm bir şekilde susmuştur da.
Zaman durmaz.
Zaman akar.

Eski aşkı düşer aklına.
Hatalarını düşünür.
Gözlerini diker aynadaki aksine.
Öfkeli öfkeli bakar.
(ne olur sanki döndüğünde “o”nu görüverse?)

Zaman durmaz.
Zaman akar.
Önce sağa bakar, sonra sola…
(önce sana bakar, sonra sana)