Merhabayin II – II

“İndirim falan istersem su geçiren çakma bir botu, kaşla göz arasında, koyuverirler poşetime” paranoyası.

Arkadaşımla gidiyorum bot satan ünlü bir iş makinası dükkanına.Pek de şık olmayan bir bot beğeniyor arkadaşım. Ben o sırada gözüme çoktan birini kestirmişim. Onun seçtiğinden çok daha karizmatik çok daha façalı! “Dur” diyorum kendi kendime. “Sakin ol! Öncelik su geçirmeyen bir bot alabilmek. En iyisi onun aldığının aynısından alayım. Belki bu su geçirme mevzusu benle ilgili bir sorundur!”

“Pişt! Hop!” gibi eğitimsizlik belli eden laflarla çalışanı çağırıyor arkadaşım. “Tamam” diyor “bunu alıyorum.” Çalışan arkadaş bir güzel poşetliyor falan. Sonra bana dönüyor ve ekliyor “Siz beğenebildiniz mi?”

Sanki bir ayakkabıcıda değil de Adana Kebapçısındaymışcasına (dünyanın en uzun kelimesi rekorunu kırdım) “aynısından alayım diyorum” çalışan arkadaş “tamam” diyor. Zaten onluk bir mesele yok!

Arkadaşım bana bakıyor şöyle gözlerini devire devire. “Beni taklit eden bir eziksin” bakışlarını seziyorum. İçimde fırtınalar kopuyor o esnada. Açıklamak istiyorum açıklayamıyorum çünkü çok iyi biliyorum. Ne olursa olsun gün sonunda herkes birbiri için “adi, şerefsiz” olarak kalır. Eee o halde ne diye kendimi yorayım susuyorum. “Senin neyini taklit edeyim ulan! Cehalet ordularının başkumandanı seni” falan demek istiyorum ama diyemiyorum.

İlk yağmur yağdığında hemen ağzını yokluyorum. “ıslandın mı?” diyorum. “Nasıl” diyor “anlamadım? Ne biçim bir uslup bu?” Sanki ayakkabıcıda çalışana “pişt hop” diyen kendi değilmiş gibi soylu triplerine giriyor. “Yanlış anladın beni” diyorum. “Botlar su geçirdi mi?” “-Hayır” diyor. “Geçirmedi çok memnunum.”

Hiçbirşey söylemeden kapatıyorum telefonu. Islak çoraplarıma bakıyorum. Birazcık oynatıyorum parmak uçlarımı. “bir kere olsun ıslanma ya, bir kere yağmur yağdığında şıpıdık şıpıdık yürüyeyim!”