Tavşancık Tavşancık – I

Ağaçların kuşattığı patika yolda yürüyordum. Geniş yapraklı ve iri gövdeli bu ağaçlar öylesine sık dizilmişlerdi ki; öğle saatleri olmasına rağmen patika yol ışıksızdı.

Kuş sesleri, çalı çırpının üzerinde koşuşturan sincaplar… Patika yolda olan her şey inanılmaz bir ahenge sahipti. Adeta bir koro dinliyordum kuşlardan, kertenkelelerden ve sincaplardan oluşuyordu bu koro.

“Ahh” dedim “inanılmaz bir duygu!”

Patika Yol’da yürümek ruhuma iyi gelmişti. “Bundan böyle hep buradan gitmeli” diye düşündüm. “Bu yolu kullandığımı kimse bilmediği sürece buradan gitmemin hiçbir sakıncası yok! Pazar günleri -tıpkı bugün yaptığım gibi- evden erken çıktığım sürece patika yoldan yürüyebilirim. Patika yolun kenarlarını sarmalayan bin bir renkten çiçekleri toplayıp prenses tacı yapar, sincaplarla oynayabilirim…”

Patika yolun doğal senfonisinin tadını çıkararak yürümeye devam ediyordum. Son zamanlarda iyiden iyiye sıkıldığım “Büyük anneye kurabiye götürme” görevini tekrardan istekle ve coşkuyla yapacağımı hissettim.

Bir çıtırtı.

Kafamı çevirdim. Ayakları üzerine durmuş, bana bakan bir tavşan gördüm. Söylenir gibi yaptığı birkaç ağız hareketinin ardından ormana doğru koşmaya başladı. “Ahh küçük tavşan” diye geçirdim içimden. “Ne vardı biraz dursan. Sevip okşasam seni?” Tavşan tekrar durdu. Ayakları üzerine kalkıp kafasını bana doğru çevirdi. Tekrardan söylenir gibi ağzını kıpırdatıp koşmaya devam etti. Bir an için bir tavşanın böyle davranmasının pek de normal olmadığını düşündüm. Garipçe bu tavşanın nereye gittiğini iyiden iyiye merak etmeye başladım. “Evet evet” dedim kendi kendime. “Bu daha önce gördüğüm tavşanlara hiç benzemiyor”

Birden kendimi koşar buldum. Tavşanın arkasından ormana daldım…

Bir süre sonra tavşanı tekrar gördüm. Ara ara havaya zıplayıp, taklalar atıp “yuppppi” gibilerinden sesler çıkarıyordu bu garip tavşan. Plansız bir koşuşu vardı. Bazen etrafımda halkalar çiziyor, bazen birden durup aksi istikamete koşuyordu… Ormanın derinlerine koşmaya başladığı zamanlar ise düz koşmak yerine “S” çiziyordu. “Ne şanslıyım eminim düz koşsa onu asla yakalayamazdım” dedim kendi kendime.

Kovalamacanın ardından. Tavşan durdu. Ayakları üzerine kalkıp bekledi. Nefes nefese yanına gittim. Bir kayalığın üstünde -sanki bir şey izliyormuş gibi- duruyordu.

“Ahh. Ne güzel. Dünyada böyle güzellikler olduğunu bilmiyordum!” diye hayretle söylendim. Önümde, dibi gözükebilecek kadar temiz bir gölet vardı. Sık ağaçlardan kurtulan güneş ışığı suyu -adeta- cilalıyordu.

Devam edecek…