Takıntı

Bugün pazar.
Otobüs insan kalabalığı.
Omuz omuza duruyoruz. Direniyoruz hep birlikte! Direniyoruz da ne için?

İskele Meydanı’nda indim. Rahat bir nefes aldım.
“Direnmek güzel de kalabalık tatsız” dedim kendi kendime.
Yürümeye başladım Kır Pidecisi’ne doğru…
Bugün pazar.

***

Güzel bir kadın gördüm karşı kaldırımda,
Kırmızı bere takmış, bir o kadar kırmızı dudakları hareketsiz.
Omuzlarımız uzak, direniş göstermiyoruz.

Devam ettim yürümeye.
İstikamet Kır Pidecisi.
Nasıl olmasın?
Bugün pazar.
İnsan kalabalığı.

***

Kuyrukta o da vardı. Hani şu kırmızı bereli kadın!
Bir o kadar kırmızı dudakları hareket etti.
Kır Pidesi istedi. Aldı. Gitti.

Ardından.
O insan kalabalığının arasından, Ben de istedim.
Aldım. Gittim.

***

Boğazı gören güzel bir masaya geçip oturdum.
Küçük bir çay ısmarladım kendime.
O’nu gördüm sonra tekrar.
Kırmızı beresini çıkarmış. Bir o kadar kırmızı dudakları hâlâ yerinde…

Bana doğru yaklaştı.
“Günaydın” dedi. “Ne güzel bir hafta sonu değil mi?”
“Evet” dedim. “Bugün pazar insan kalabalığı.”

***

“Otursam rahatsız olur musunuz?” dedi.
“Buyrun” dedim.
Söylesem mi bilemedim. Bilemeyince söylemedim.
Ne çok isterdim taksın kırmızı beresini…

Tam yanıma oturuverdi..
Konuşmadık bi 10-15 dakika…
Omuz omuza durduk…
Biliyorum direniyoruz! Direniyoruz da ne için?