Pazar – SBGH

Gözlerimi zar zor açarak telefona baktım. Saat 11:23!

Bu evde geçirdiğim son pazar günüydü. Günlerdir eşya toplamakla uğraşmıştım bu iş güç angaryası vücudumda tatlı bir yorgunluk bırakmıştı. “En iyisi” dedim “bu pazar hiçbir şey yapmamak.”

İnstagram’a girdim… Aşağıya kaydırdım bir süre… Aynı insanlar, aynı reklamlar, aynı yaşamlar… Kapattım.

Twitter’a girdim. Birazcık aşağıya doğru indim. Olmadı. Sıkıldım. Telefonu kapatıp odayı incelemeye başladım. Duvarlar çıplaktı. Garip bir rahatsızlık hissettim. O kadar garipti ki bu rahatsızlık aynı zamanda pozitif duygular hissettirmişti. Taşınıyordum ve bu durum çok hoşuma gidiyordu. Hayatım boyunca sıfırdan başlamaları ne denli sevdiğimi düşündüm.

Bir hamlede doğruldum. Doğruca mutfağa gidip sıcak su ısıtmaya başladım. Kettle homurdanmaya başlamadan önce bir tane kahve fincanı yıkayıp sigara yaktım…

Derince bir nefes alıp düşünmeye başladım.

Bundan sonra ne yapmalı?

Bu oldukça zor bir soru. Bundan sonrası ile ilgili her hangi bir fikriniz yok ise bu sorular yorucudur. Bu sorular kendinizi acımasızca suçlayacağınız hatta ve hatta kendinizden nefret edeceğiniz saatlerin yakın olduğunu gösterir. En sonunda yorulursunuz ve uyursunuz. Bundan sonrası ile ilgili kendi kendinize sorduğunuz soru unutulur gider…. Bu tuzağa -tekrar tekrar- düşmek istemiyordum. En iyisi diye düşündüm birazcık akışına bırakmak. Zaten bırakmama gibi şansımız yok. Yaşamak dediğimiz mesele poker face bir sevgili gibi. Ne sizi sevdiğini anlayabiliyorsunuz, ne sevmediğini… Tam planlar yaptığınızda hiç hesaba katmadığınız bir ihtimali gelip önünüze koyuveriyor. Bu ihtimal bazen fazlasıyla can yakıcı oluyor. Tıpkı geçirdiğimiz kaza meselesi gibi. Şelale ile kurduğum inanılmaz hayallere kendi başıma devam etmek zorunda kalmıştım. Hiç hesapta yokken kaza geçirdik ve Şelale vefat etti.