PAZAR NEŞESİ

Bugün Pazar. Siyasetten, ekonominin durumundan, kaynana dırıltısından uzak bir gün geçirmeniz için, suya sabuna dokunmayacağız. Anlatmaya kalksak, problemler bitmez, ansiklopedi olur. Neyse. Bugün Osmanlı Padişahları ile ilgili, yaşanmış hikâyeler anlatacağız. Sultan Üçüncü Murat Han’ın musahiplerinden biri huzurdan ayrılırken bahşiş verileceği sırada padişaha şöyle der:

-Padişahım, bugün altın istemem. Onun yerine bana yüz değnek vurulsun. Padişah yüz değnek vurulmasını emretmiş. Dayağın elli sopası vurulunca musahip şöyle demiş:

-Durun, bir ortağım var, ellisini de ona vurun. Padişah ortağın kim olduğunu sorar:

-Her gün beni davet eden Bostancı, seni ben çağırdım diyerek verilen bahşişin yarısını elimden alıyor. Bugün bana vurulan sopaların yarısı onun olsun.

Padişah bu sözden çok hoşlanmış ve geri kalan elli sopayı da Bostancı’ya vurdurmuş.

***

Çevresindekilerce gizliden gizliye “Öküz” olarak adlandırılmış olan Mehmet Paşa’nın komuta ettiği ve İran’a karşı düzenlenen bir seferde, ordu komuta heyeti kışlak çadırında toplanmış taarruz planlarını gözden geçirirlerken, birliklerin iaşesi ve taşıma işleri için getirilmiş öküzlerden biri çadırın aralığından kafasını uzatıp gözlerini Öküz Mehmet Paşa’ya dikmiş. Çevresindekiler gülmemek için kendilerini zor tutmuşlar, biraz tebessüm ederlerken, öküz gitmiş. Ancak bir süre sonra tekrar gelip, başını yine içeri uzatmış ve yine uzun, uzun Öküz Mehmet Paşa’yı süzmüş. Bu sefer çevresindekiler artık kendilerini tutamayıp kahkahaları basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa,

-Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?” diye sormuş.

-Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?’ diye soruyor.

***

PEYGAMBERLER

Bir gün birisi, Fatih Sultan Mehmet Han’ın yoluna çıkıp:

-Yüz yirmi dört bin peygamberin, her birinin hakkı için, bana bir akçe ihsan eyle, demiş.

Sultan:- Yüz yirmi dört bin peygamberi, bana birer, birer say, her biri için değil birer, onar akçe vereyim, diye cevap vermiş. Bu kişi, ancak on beş kadar peygamber ismi sayabilmiş. Sultan kendisine, bunların her biri için onar akçe vermiş ve:

– Geri kalanları da say, onlar için de vereyim, demiş.

***

Yavuz Sultan Selim han zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit, çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor… Yani Osmanlıya acayip bir hakaret! Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı. Gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor: “Herkes yediğinden ikram eder!”

Sağlıcakla kalınız.