GÜLELİM Mİ? AĞLAYALIM MI?

Enflasyon düşmüş.% 1,5 civarında gerilemiş. Vatandaş, iki arada bir derede kaldı. Enflasyonun düştüğüne mi sevinsin, Yoksa maaşlara yapılacak zammın azalmasına mı? Zaten çarşıya, pazara baktığınızda, enflasyonun düştüğünü gösteren bir gösterge yok. Pinpon topu, çamaşır ipi, su bidonu gibi şeylerin fiyatı düşmüş olabilir. Onlar da milletin işine yaramaz. Bu enflasyon denilen şey, hayat pahalılığı çıktı mı, düşmek bilmiyor. Velev ki düştü. Piyasalarda, gerileme huyu yok, anlayacağınız. Ne yapmak gerekir? Yapacak bir şey yok. Böyle gelmiş, böyle gider. Hep söyleriz ya. Rahmetli Demirel’e, yapılan zamları sormuşlardı. O da,”Zam şifadır” diye cevap vermişti. Kaç yaşına geldik. Ne enflasyonlar gördük.% 151’lere dayanmıştı. Hiç şifa bulmadık. Çocuk anasına sormuş. Ana nasılsın? “Nasıl olsun çocuğum, ananınız gün mü gördü. Kaç koca eskittim, yine de yüzüm gülmedi. Recep, Şaban, Ramazan. Bir de rahmetli baban.” Aynen öyle. Enflasyonsuz bir gün görmedik. Zaten 50-60 yıl önce enflasyon diye bir şey bilinmiyordu. Bizim neslin çocukluk yıllarında, mesela ekmeğin tanesi, 15 kuruştu. Uzun süre böyle giderdi. Aşağı yukarı fiyatlar sabitti ve bilinirdi. Kimse kafasına göre zam yapamazdı. Çünkü denetim vardı ve en önemlisi, ahbap çavuş ilişkisi olmazdı. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” lafı, henüz literatüre girmemişti. Yani kayırma yoktu. Yanlış yapan cezasını çekerdi. Gençlik yıllarımızda enflasyonla tanıştık. Hâlâ bu meret sırtımızdan inmiyor.

GÜLELİM

Bütün bir pazar günü TV’de maç seyreden adam sızıp salondaki koltukta uyuya kalmış. Pazartesi sabahı karısı onu uyandırıp “Kalk” demiş, “Yedi – on beş oldu”

“Hadi ya?” demiş heyecanla koltuktan fırlayan adam, “Hangisi galip?”

***

Küçük Johny modaya uyup kulağını deldirtmiş, meraklı arkadaşı da sordukça soruyor:

– Tamamen mi deliyorlar?

– Evet…

– Acıdı mı?

– Biraz…

– İğneyle mi deldiler?

– Yok, bu iş için küçük bir tabancaları var…

– Aa?.. Seni kaç metre uzağa diktiler?

***

Bayan Greenburg davet ettiği soylu arkadaşlarına çay ve kendi yaptığı taze pişmiş sıcacık kurabiyelerden ikram ediyormuş.. “Evet Bayan Rubenstein…” demiş hafif dizlerini kırıp gülümseyerek, “Kurabiye?”

“Çok teşekkür ederim efendim” demiş Bayan Rubenstein şapka tüllerinin arkasından…“Gerçekten doyumsuz nefasetler, ancak ben iki tane almıştım efendim…”

“Yok, yok tam sekiz tane yediniz ama neden sayıp duruyorsunuz kuzum? Hiç sayılır mı öyle şeyler? Lütfen buyurun ama!” Sağlıcakla kalınız.