Masal masal matitas…

Memleketin birinde, bir zamanlar bir ayakkabıcı yaşarmış. Hiçbir suçu olmadığı halde yoksul düşmüş. Bir çift pabuç yapacak, deriden başka malzeme alamamış gün gelmiş… O malzemeyi de akşamdan şablona göre kesmiş, ertesi güne dikecekmiş… Yoksulmuş artık ama tertemiz bir yüreği varmış onun için huzur içinde uyumuş. Tanrıya şükretmeyi de ihmal etmemiş.

Sabah kalkmış, bir de ne görsün… Pabuçlar dikilmiş, hazır edilmiş. Gözlerine inanamamış Usta. Yakından inceleyince pabuçların büyük bir ustalıkla dikildiğini anlamış. Derken, içeri bir müşteri girmiş ve pabuçlar çok hoşuna gittiğinden, her zamankinden fazla para vererek satın almış…

Usta, o parayla iki çift pabuç malzemesi almış. Akşamdan malzemeyi keserek hazır etmiş. Gündüz gözüyle yaparım artık diye düşünmüş. Sabah kalktığında bir de ne görsün… Pabuçlar hazır! Şaşkınlığı geçmeden müşteriler sökün etmiş dükkâna… Tahmin ettiğiniz gibi, çok beğenip dünyanın parasını bırakmışlar ustaya…

Usta bu parayla dört çift pabuç malzemesi satın almış. Malum… Yine sabaha hazırlar… Yine beğenen müşteriler falan. Gel zaman git zaman…

Kurban bayramına yakın, usta yine akşamdan malzemeleri kesmiş. Sonra sevgili karısına dönüp, “Bize kimin yardım ettiğini öğrenmek istiyorum, bu gece uyamayıp bekleyeceğim, kimse o göreceğim.” demiş. Karısı da uygun bulmuş, gece bir yere saklanıp beklemişler.

Gece yarısı, iki minik çıplak cüce (elbette edep yerleri görünmüyormuş, yoksa ayıp) gelip pabuçları büyük bir ustalıkla dikmişler. Sonra da gözden kaybolup gitmişler.

Ustanın karısı cücelere acımış, ağlamaklı bir ifadeyle, “Bizi zengin eden cüceler, bu soğukta çıplak çıplak iş gördüler… Yazıktır, günahtır. Teşekkür borcumuz var bey…” demiş ve eklemiş, “Ben onlara çorap, don, gömlek, kazak öreceğim, sen de patik yaparsın.”

Gerçekten de giysileri yapıp, akşamdan kesilmiş pabuç derilerinin yanına bırakmışlar. Saklandıkları yerde, heyecanla cücelerin gelişini beklemişler.

Gece yarısı, cücecikler hoplaya zıplaya gelmişler. Bir kesilmiş pabuç derilerine bakmışlar bir de hazır edilmiş giysilere… Çok sevinerek donları, fanilaları, kazakları, çorapları giymişler. Hoplamışlar, zıplamışlar…

Neşe içinde şarkı söylemeye başlamışlar:

Pırıl pırıl patik, yepyeni ceket ve mintan

Pabuç diker mi hiç böyle süslü bir insan?

Neşeyle dans etmişler, oynaya oynaya kapıdan çıkıp gitmişler. O geceden sonra bir daha gelmemişler. Fakat ayakkabıcı usta o geceden sonra hep rahat etmiş, her yaptığı işte başarılı olmuş. Ekonomik kriz falan tınmamış bile.

Bu masalı Grimm kardeşlerden aldım. Kıssadan hisse veya hisseden bir kıssa var mı?

Onu da bir zahmet siz düşünün.

Hem zaten masal kötü de bitmiyor hani… Değil mi ama…