Yemek – SBGH

Güzel manzaralı bir köşeye oturduk. Denizi, ormanı gören; salaş diyebileceğimiz bir restorana getirmiştim Seda’yı. Bütün o özensiz duruşuna rağmen gayet leziz yemekleri ile yolu düşenleri müdavimi yapan bir yerdir burası. “Nasıl” dedim, “Beğendin mi?”

Seda   : Evet. Çok güzel. Harikaymış gerçekten.

O sırada garson geldi. Yemeklerimizi sipariş ettik. Birer sigara yakıp sessizce manzarayı izlemeye koyulduk.

Seda   : Öhöm. Eee Erdem Bey, Konuşsanıza biraz. Manzara durgunlaştırdı sanki sizi?

Durgunlaştığım konusunda haklıydı. Bir garip hissetmiştim kendimi. Nasıl anlatayım. Sanki böyle Şelale’yi aldatıyormuşum gibi ama tam öyle de değil. Sonuçta iş yemeği ya da dostça bir yemekten fazlası olmayan bu tıkınmaca durumunun altında ilginç bir heyecan yattığını hissediyordum. Sanırım beni rahatsız eden şey buydu.

Erdem : Haa. Evet. Yani hayır. İzlemeyi seviyorum sadece. Bu aralar yoğunluklarımla baş edemez olduğumu hissediyorum. Ondandır belki.
Seda   : Siz evlisiniz sanırım?
Erdem : Hö. Hayır. Henüz değil yani.
Seda   : Çok hoş bir kadın. Masanızın üstünde fotoğrafını gördüm.
Erdem : Öyledir. Güzel. Kadın.

Bir süre daha sessizce oturduk. Yemeklerimiz geldi yemeye koyulduk. Yemek yerken bir yandan düşünüyordum. Düşüncelerimin -beni- boğmaya başladığını hissettiğim bir an lafa giriştim. “Senin var mı erkek arkadaşın?”

Seda   : Şey.. Yok. Evet yok. Yani aslında 4 gün öncesine kadar flört ettiğim bir çocuk vardı ama olmayacak. Görüşmüyoruz zaten 4 gündür.
Erdem : Neden?
Seda   : Hmm.
Erdem : Özel değilse tabi.
Seda   : Hahaha. Neden özel olsun. Dostane sohbetlerde maksatlar aşılmaz.
Erdem : Kesinlikle.
Seda   : Bilmiyorum. Hiçbir şey net değil, bu doğru şu yanlış diyemiyorum hiçbir şey için. Bu olmalı şu olmamalı gibi netliklerim yok. En fazla bazı konularla ilgili bazı yoğun düşüncelerim oluyor. Bir süre sonra bakıyorum uçup gitmişler. Bu bulanıklık hali ile cebelleşip duruyorum. İşe gidiyorum, müzik dinliyorum, film izliyorum ama tat alamıyorum.
Erdem : İşini sevmiyor musun?
Seda   : İş meselesi değil. En azından sadece o değil. Kendin olabilmeyi becerememek denebilir belki. Gizliden gizliye potansiyeli olduğunu düşünen bir takıntılı gibi gözükmek istemiyorum sakın yanlış anlamayın.
Erdem : Yo yo.
Seda   : Sadece kendim olabilmek istiyorum. İstediğim gibi davranabilmek istiyorum. Bir şeyleri isteyerek yapmak istiyorum. Neyse konuyu daha fazla uzatmadan başa döneyim. Bu hengamenin orta yerinde bir erkek arkadaşım olamıyor. Bir şekilde anlaşamıyorum. Bir şekilde anlaşılması zor olan oluyorum. Galiba birazcık kendimi dinlemem lazım. Zaten; insanın -henüz- kendini tanımayı başaramamışken birisi ile tanışmaya çalışması -iyiden iyiye- komik gelmeye başladı. Bu durum size de komik gelmiyor mu?
Erdem  : Hah. Evet. Komiğin ötesinde. Saçmalık.