“İlla ölmem mi lazım!”

“Kadına yönelik şiddet” çıkmazı, bir dünya klasiğidir; Ünlüler şiddet görünce ortalığı ayağa kaldırırız ama çoğu zaman yanı başımızdaki dramı göremeyiz. Halbuki her hafta Cuma Pazarı’nda lahmacun satarak iki çocuğuna bakmaya çalışan K.C., eşinden gördüğü şiddet nedeniyle her defasında ölümle burun buruna geliyor. Yetkililerin “engelleyemediği”, kocası tarafından katledilen kadın olmaya aday cefakar anne, “Onun mu beni veya çocuklarımı öldürmesi lazım? Veyahut da benim mi  onu kurtulmak için öldürmem lazım? Bu adalet ancak böyle mi yerini bulacak?” diyerek sessiz çığlığını gazetemize yansıttı.

Eşinden uzun süredir boşanamadığı ve temiz bir sayfa açamadığı için isyan eden K.C., 9 ve 7 yaşlarında biri engelli iki çocuğunun gözleri önünde, pek çok kez şiddete maruz kaldı. Döven-söven, boğazına bıçak dayayan kocasının, son olarak kafasına kuru sıkı tabanca ile ateş ettiğini söyleyen K.C.’nin tek bir isteği var; müstakbel katilinden bir an önce boşanıp kurtulmak…

K.C., hem analık hem babalık ettiği çocuklarını okutmak ve iyi bir gelecek sağlamak için gecesini gündüzüne katmış bir anne… Bir süre önce psikolojik tedavi gören eşinin iddialarına dayanamayarak ayrılmak istedi. Aynı dönemde eşinden dayak yemeye ve ölümle tehdit edilmeye başlayan cefakar anne, boşanma davasını açtı ancak dava, her defasında türlü sebeplerle ertelendi.

“DEFALARCA ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTI”

Son olarak, çocuklarıyla ayrı yaşadığı evini basan eş H.C., mağdurun kafasına elindeki tabanca ile ateş etti. Her zaman olduğu gibi küçük yaştaki çocuklarının gözünün önünde cereyan eden olayda, tabancanın kuru sıkı olması nedeniyle son denemede de ölmeyen K.C.’nin eşi H.C. tutuklanarak ceza evine gönderildi. Sonrasını şiddet mağdurundan dinleyelim…

“Hapiste sadece 3 ay yattı, çıktı. Sonrasında defalarca karşıma çıktı. Karşıma her çıktığında şikayet ettim. Sürekli çocukların yanında ağır laflar kullanıyor. Bir kere bıçağı boğazıma dayadı. Son olarak kuru sıkı tabancayla kafama ateş etti. En çok zoruma giden de çocukların gözünün önünde oldu hepsi… Benim bundan kurtulmak için ne yapmam lazım? Onun mu beni veya çocuklarımı öldürmesi lazım? Veyahut da benim mi  onu kurtulmak için öldürmem lazım? Bu adalet ancak böyle mi yerini bulacak? 1,5 yıldır mahkeme sürüyor. Adam raporlu ama beni niye boşamıyorlar ki? Ben bu adamla aynı soyadı altında kalmak istemiyorum. Bütün raporlarla, bilgilerle gittim. Benden istedikleri nedir? Uzlaştırmaya, barıştırmaya mı çalışıyorlar? Bir ışık mı görüyorlar? Bana söylesinler de ben de bileyim… Hakim, 4 ay mahkemeyi ertele… 5 ay mahkemeyi ertele… 3 ay mahkemeyi ertele… diyor. Bu mu yani adalet? Nerede adalet? Çocukların çığlığı, haykırışımız, feryadımız… Nerede devlet? Yok! Bu kadar zorluk çektikten sonra durumum iyi olmazsa çocuklarımı da elimden alabilirlermiş. Ne hakla alacaklar? Devlet zor durumdayken elini uzatmadığı halde nasıl alacak çocuklarımı? Ben ömrümü koymuşum onların hayatına, verir miyim hiç? Tek çabam bu…”

“TEMİZ BİR SAYFA AÇMAK İSTİYORUM”

“Bu mahkeme bir an önce bitsin. Buradan hiçbir beklentim kalmadı artık. Ailemin yanına, Manisa’ya gidip tertemiz bir sayfa açmak istiyorum. Burada istediğim kadar çalışıp çabalıyım olmuyor. En azından orada her türlü desteği verebilirler. Ancak mahkeme bitmeden gidemem. Mahkeme hala İstanbul Bakırköy’den rapor bekliyor. Çocuklarımızın velayetini bile kocam oğlumu kaçırdıktan sonra bana verildi. İş işten geçtikten sonra, İzmir’de yakaladıktan sonra verildi.”

“BAKIRKÖY RAPORU BİR TÜRLÜ GÖNDERMİYOR”

Avukatın mahkemede dosyayla bütün evrakları sunduğunu vurgulayan mağdur K.C., eşinin akıl hastalığı olduğunun delilinin beklendiğini ve Bakırköy’den ısrarla istediği raporun gönderilmesini beklediğini kaydetti. Kendisinin de rapor için Bakırköy Devlet Hastanesini ısrarla aradığını belirten K.C., “Durumumu anlatarak raporun bir an evvel gönderilmesini istedim. Ancak hala göndermiyorlar.” dedi.

180 GÜN UZAKLAŞTIRMA KARARI VAR

Uzaklaştırma kararını çocukların okuluna da verdiğini belirten K.C, kendi güvenliği için önlemlerini aldığını ancak çocukları için nasıl bir önlem alacağını bilmediğini belirtti. Sürekli okulda karşılarına çıkması halinde öğretmeninin yanına gitmelerini tembihlediğini söyleyen K.C., “Raporu da sağlıklı gelirse maddi manevi tazminat davası açacağım. Her türlü elim kolum bağlı… Bana dediler ki; sosyal yardımlaşmaya git. Sen çalışmıyorsun, kocanın sigortası var. Ben zor durumdayım ve devletin desteğine bugün ihtiyacım var. Bugün bana destek olmuyorsa ne yapayım? Zor durumdayken uzanmayan eli, ben sonrasında hiçbir şekilde kabul etmem.” dedi.

“KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ” AV. PEHLİVAN DEĞERLENDİRDİ

“Şiddetten korunma, bölünmez bir insan hakkıdır. Türkiye’de ‘İstanbul Sözleşmesi’ adını alan Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 11 Mayıs 2011’de imzaya açıldı. Türkiye, sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olup, hiçbir hükmüne çekince koymaksızın tam ve eksiksiz olarak bağlayıcılığını kabul etti. Sözleşmeye dayalı tamamlayıcı kanun olan 6284 Sayılı Kanun ise 8 Mart 2012’de yürürlüğe girdi.” diyerek önce sözleşme hakkında bilgi veren sonrasında kadına yönelik şiddet konusundaki eksikliklere değinen Çanakkale Barosu Kadın Komisyonu Başkanı Avukat Güneş Pehlivan, şöyle devam etti:

“Her ne kadar bu iki hukuki belgenin tanınması kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli adımlar ise de etkin ve efektif araçlar olamadı. Burada devletin kadın politikaları yönündeki tutarlılık ve samimiyetinin sorgulanması şart. Zira, İstanbul Sözleşmesi çekince koyulmaksızın kabul edildiğinde, bu sözleşmenin tam ve eksiksiz olarak uygulanabilmesi için bütçe ve altyapı kurulmuş değildi. Kadına yönelik şiddetle mücadelede geniş kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin imzalandığına dair propaganda yapılmaktayken, sözleşmenin gereği gibi uygulanabilmesi için koşulların oluşturulması, mali kaynak ayrılması, altyapı kurulması yönünde eksiklikler söz konusu idi. Böylece süreç; bu sözleşmeyi (ve tamamlayıcı kanunu) uygulama iradesinden çok kadın hakları konusunda bir imaj çalışmasına dönüştü. Örneğin; sosyal politikalar konusunda çok daha ciddi bir arka planı ve altyapısı bulunan Almanya, sözleşmeyi imzalarken birçok hükmüne ‘sözleşmenin taraf devletlere yüklediği sorumlulukları tam ve eksiksiz olarak yerine getirebilmek için elzem olan altyapıyı oluşturmak için süreye ihtiyacı olduğu’ gerekçesiyle çekince koydu. 2011’de imzaya açılmış olan sözleşme, Almanya’da ancak 1 Şubat 2018 tarihinde yürürlüğe girebilmişken, halen 2 hüküm üzerindeki çekince de kaldırılmadı. ”

“HER ZAMAN ADALET ARAYAN KADINLARIMIZIN YANINDAYIZ”

Kendisi de daha önce tehdit edilen ve korunma talep eden Av. Pehlivan, “Bu iki ülkenin sözleşmeyi imza ve uygulama sürecinde gösterdiği tutum ve programlama farkından da açıktır ki; Türkiye’de sözleşme ve tamamlayıcı kanun altyapısız kalmıştır. Halen şiddetle mücadeleye özgülenmiş kamu kurumlarının personel ve mali kaynak sorunları çözülebilmiş değildir. Dolayısı ile sözleşme ve kanun, uygulamada kadına yönelik şiddeti önlemede tamamen etkisiz olmasa dahi, yetersiz kalmıştır. Tüm metot hataları ve uygulama zaaflarına rağmen, Barolarımız bünyesindeki Kadın Hakları Komisyonları ve kadın haklarına özgülenmiş STK’ların işbirliği ile farkındalık yaratmak için sahada çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun üzerine geniş kapsamlı eğitimler vermekte, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri ve kolluk birimleriyle koordine kurarak uygulama sorunlarının en aza indirilmesini amaçlamaktayız.

Herhangi bir şiddet eylemi ve şiddete uğrama riski altında bulunan kadınları bulundukları yer Barolarına başvurarak hukuki destek talep etmeye çağırıyoruz. Bizler her zaman kadınlarımızın ve adalet arayışının yanındayız.” diyerek, daha fazla kadın öldürülmeden kanundaki eksikliklerin de bir an evvel giderilmesi gerektiğini kaydetti.

Eylem Gözeldere