Şiddetten arta kalan

Sözlü ya da fiziksel şiddet bizimki gibi toplumlarda bir zaman sonra sanki kaçınılmaz ve alışmamız gereken bir gerçekmiş gibi kanıksanıyor.

Mesela hiç kimse ama gerçekten hiç kimse sevdiği ya da sempati duyduğu birinin evindekilere cehennem azabı yaşatabileceğini kabullenmek istemiyor. Canı yanan kişiyi dinlemek istemiyor, maruz kaldığı şiddete bazen dalaklarından uydurdukları mazeretleri kılıf olarak sunuyor, bazen de iftira attıkları yaftasını yapıştırıyor.

Çoğunlukla kadın ve çocuklarımıza toplumumuzdaki erkekler ve “erk”ler tarafından uygulanan şiddet, yapanın yanına kâr kalması, toplum içinde elini kolunu sallayarak ve daha da beteri sırtı sıvazlanarak bir sonraki an için fırsat yaratılıyor.

O ilk tokat, ilk küfür, ilk hakaret… Çocukların genellikle başka bir şansı olmuyor da kadınlarımızın sanki varmış gibi geliyor bana biraz.

İlk anda ne tepki vereceğini bilememenin çaresizliğini yaşıyorlar hiç kuşkusuz. Üstelik anne-baba şiddeti, öğretmen şiddeti vesaire derken zaten birey olamadan mağdur olmak zorunda bırakılıyoruz. Ancak belki günümüzde, biz sonradan çıkan acılarımızla boğuşurken; çocuklarımız kendilerini bu pisliğin içinden çıkarabilirler.

İlk hakaret edeni, bedeni ile ilgili leş fikirlerini üzerinize kusanı elinizin tersiyle itebilirsiniz.

Varlığınız hiç kimseye olmasa da kendinize armağan!

Onun değerini, yine bir başkasına zarar vermeden kavrayabilseniz, çok güzel olmaz mı?

Babalar ve anneler…

Çocuklarınızın bedenlerinin dokunulmazlık hakkı olduğunu kabullenseniz iyi olmaz mı?

Onları ne sizden ne de bir başkasından gelecek şiddeti kabul etmek zorunda olmadıkları yönünde eğitseniz mesela? Çocuklarınıza başkalarına saygı duymayı öğretseniz harika olmaz mı?

Velhasıl şiddetten arta kalan, şiddeti uygulayanın pişman olduğunu görmeden kapanmayacak yaralardan başka bir şey değil.

Ancak maruz kalanı yaralasa da, şiddet göstereni beş para etmez bir pula çeviriyor.

Hem kendinize hem de karşınızdakilere değersiz hissettirmeye değecek kadar uzun değil bu ömür. Ve hiçbir sorun bunları yaşatmaya değecek kadar önemli değil.

Sağlıcakla.