Son Kafe Bükücüler!  

Erdem           : Aaaa ne güzel bir kafe daha!!!

Şuh bir kahkaha attım. “Harbiden güzel bir kafe daha” diye düşündüm. Bir masaya oturup ortalığı incelemeye başladım. Çeşitli ahşap süslerin olduğu duvarlar, saksıda birkaç çiçek, duvarlara asılı retro posterler, tezgahın üstünde duran kek kabı ve daha niceleri… “Çağın vebası kafecilik” diye geçirdim içimden. Bu sırada fazlasıyla güzel gülüşlü bir kadın bize doğru yürüyordu.

-Merhaba, hoşgeldiniz nasılsınız?

-Hoşbulduk. İyiyiz. Tanışıyor muyuz?

-Hehe. Yo yo yo. Ben kafenin sahibiyim, yoğunluk olunca arkadaşlara yardım ediyorum. Sıcak bir merhaba için geldim masaya. Ayrıca bir isteğiniz varsa yardımcı olabilirim.

Gözlerimi kafenin içinde gezdirdim. Yoğunluk mu? Bizim dışımızda 2(üç) masa var. Allah allah. Yürüyomu nedir!!!!

Erdem           : Şey.. Biz iki kahve alalım. Sade olsun lütfen.
Garson          : Tamamdır. Ev yapımı havuçlu kekimizi denemek ister misiniz?
Tunç              : Oradaki ev yapımı ne anlama geliyor? Endüstriyel üretim ürünlerini başarısız mı buluyorsunuz yoksa başına ev koymak bir şeyi samimi yapmanın en kolay yolu mu?
Garson          : Ben iletişim tasarımı okudum Marmara Üniversitesi’nde. Şuan, hali hazırda Tiyatro okuyorum. İletişimde seçtiğimiz kelimelerin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
Tunç              : Pardon pardon. Bölmek zorunda hissettim. İletişim meselesinde seçtiğimiz kelimelerin oldukça önemli olduğunu düşünmeniz çok hoş ya da değil. Bilmiyorum. Kek örneğinde yaptığınızı tekrar yaptınız gibi hissettim. Marmara Üniversitesi’nin ya da tiyatro okumanızın kelimelerin önemli olması üzerinde bir etkisi var mı sahiden?
Garson          : Beyefendi. Bu konuyu tartışmak istemiyorum. İletişim ile ilgili bi mesele bu! Gönderici ve alıcı arasında kurulan çift yönlü ilişkiye iletişim denir. Evet, ev yapımı diyerek daha samimi olduğunu düşünüyoruz zaten biz söylemesek insanlar “ev yapımı değil mi?” diye soruyorlar. Ne yapalım yani?
Tunç              : Tamam tamam. Ev yapımı kekinizden de rica edelim.
Garson          : Kekinizin üstüne tarçın atmamızı ister misiniz? Ya da birazcık havuç rendesi koyabiliriz.
Tunç              : Olur olur. Harika olur. Tarçın ev yapımı mı? Hehehe.
Garson          : Hayır.
Tunç              : Okey.

Bu tembellik mevzusunu en çok kafe işinde görebilirsiniz. Cağnım İstanbul’u önce müteahhitler talan etti şimdi ise kafeciler. Akbaba gibiler. Her gün bir yenisi açılıyor. Her gün bir tanesi kapanıyor. Her yerde “ev sıcaklığında” hizmet veren, samimi bir ortamdan başka bir şey vaad etmeyen dangalak kafeler var. Ülkenin en ucuz marketlerinden aldıkları kalitesiz ürünler ile bir diğer kalitesiz kafeden farklı olabileceklerini düşünüyorlar.

Garson          : Buyrun. Afiyet olsun.
Tunç              : Bunu Gim’den mi aldınız?
Garson          : Neyi?
Tunç              : Şu kahve fincanının yanına koyduğunuz kurabiyeden bahsediyorum.
Garson          : Şeyy. Evet. Gim’den aldık. Fakat tadı güzeldir. Şunu da şöyle bırakayım.
Erdem           : Aaaa Çokoprens.
Tunç              : Çok o prensi yerine!

 



WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com