SAHİPLENME, ÇÖZ!

Önceki gün binler, aileleriyle birlikte milyonları ilgilendiren bir konu olan Emeklilikte Yaşa Takılanların durumu için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşananlar en hafif haliyle “yine bir güven kırıklığıyla” son buldu.

İyi Parti tarafından verilen Meclis’te EYT Komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin görüşülmesi önerisi MHP, CHP ve HDP’li üyelerin kabul, AK Partili üyelerin ret oyu vermesiyle kabul edildi. Bu durum da doğal olarak olayın mağdurları cephesinde bir umut doğurdu.

Peki ya sonra ne oldu dersiniz?

Önce MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Parti teamüllerine uymadığı” gerekçesiyle MHP TBMM Grup Başkanvekili Erhan Usta’yı görevden aldı. Ardından TBMM’de yapılan komisyon kurulmasına yönelik oylama MHP ve AK Partili üyelerin olumsuz yöndeki oylarıyla ret edildi.

Her ne kadar konuyla ilgili olarak MHP’den yapılan açıklamalarda “Konuyu sahipleniyoruz, çözüm üreteceğiz” denilse de bu saatten sonra hiç kimsenin bu yöndeki beyanatları samimi bulacağını sanmıyorum.

Bu cümleleri yazarken de kendimin de bir EYT mağduru olduğunu tekrar belirtmek istiyorum.

24 yıldır çalışıyorum zaten. Yani öyle birilerinin göstermeye çalıştığı gibi “kıyak ya da erkenden” emekli olmaya falan uğraşmıyorum. Sağlığım el verdiği müddetçe de çalışmaya devam edeceğim. 1999 yılında binlerce canımızı kaybettiğimiz depremin ardından dönemin hükümeti, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir uygulamaya imza attı ve yaptığı düzenlemeyi geriye doğru işleterek binlerce kişiyi mağdur etti. O dönemde muhalif kanatta olan tüm siyasiler istisnasız olarak iktidara geldiklerinde bu haksızlığı değiştireceklerini beyan ettiler. Bu beyanlar sayesinde de vatandaştan aldıkları güç ile mevki sahibi oldular. Peki ya sonra ne oldu?

Bakın, 1999 diyorum. Tam tamına 19 yıldır bu haksızlık giderilmedi. Yani öyle dünün, bugünün meselesi değil bu. Her seferinde de “devlete yük getireceği, bu yaşta emekli olunamayacağı” gibi çeşitli bahaneler öne sürüldü. Kimse kusura bakmasın da birkaç yıl vekillik yaptıkları halde binlerce liralık emekli maaşlarını hak ettiklerini düşünenler (Bu tanımın içine tüm partilerin vekillerinin girdiğinin altını iyice çizmek isterim. Çünkü söz konusu kendi çıkarları olunca maşallah hepsi saniyesinde aralarındaki farkı unutuveriyorlar.) vatandaşın alacağı ve asgari ücretin bile altında olacak para için denilmedik laf bırakmıyorlar.

Bu arada ben emekli dahi olsam devletimiz hem benden hem de çalıştığım iş yerinden zaten vergi alacaktır. Dolayısıyla devlete “yük” olmam hiçbir koşulda söz konusu bile değildir.

Ve sizin de bildiğiniz gibi bu halk, devletine hiçbir zaman yük olmamıştır. Olmayacaktır da.

Bundan sonraki tek dileğim de “ben yaparsam olur, ben izin verirsem yapabilirsiniz” mantalitesinin artık rafa kalkmasıdır.

Nitekim kendilerine yarayacak her türden teklifte kiminle ortaklaşa el kaldırdığını umursamayanların, söz konusu halkın menfaatleri olduğunda böyle beyanatlar vermeleri de artık kendi içlerinde bile kabul görmemektedir. Bu türden konuşmalar halk nezdinde sorunlarının “pazarlık” konusu edildiği hissi uyandırmaktan başka bir şeye yaramıyor artık.

Demem o ki; kimse sizden vatandaşın sorununu sahiplenmenizi beklemiyor. Söz vererek geldiğiniz mevkilerin hakkını vererek çözüm üretmenizi istiyor.

Bu halkın kimsenin egosunu tatmin etmesini bekleyecek ne maddi ne de manevi hali kalmadı artık.

Bilesiniz…