TÜRK DEĞİLSENİZ

Doğru değilseniz, çalışkan değilseniz, nesiniz? Rahmetli Azerbaycan’ın lideri Elçibey, yıllar önce ne güzel demiş: “TÜRK değilim diyene karşı, sakın ısrar etmeyin. Tanrı’nın bahşettiği şerefi istemeyen şerefsize; biz zorla şeref verecek değiliz.” Geçen hafta sonu, Kamu Sen’e bağlı Eğitim Sen’in açtığı dava sonuçlandı.

Danıştay, okullarda okunan ve açılım saçılım sürecinde, teröristlere şirin görünmek amacıyla kaldırılan Andımızın okunmasına karar verdi. Vay! Nasıl karışır, nasıl karar verir? Lahanaya gelince kıt kıt öyle mi? Bir hafta önce Rahip Brunson davasında içimize sinmeyen karar için, “Türkiye’de hukuk var. Adaletin verdiği kararı yargılayamayız!” diyenler, iş Danıştay’ın kararına gelince, hukuk garabeti diyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Meydanlarda, salonlarda “Tek millet!” diyorsunuz. Hangi millet bu? Türk demekten neden imtina ediyorsunuz? Türk değilseniz, hangi millettensiniz? Soyunuz sopunuz yok mu? Danıştay’ın bu kararına tepki gösteren, ne yazık ki; kendilerini yerli ve milli olarak lanse eden bir eğitimci sendikası, 81 ilde bildiri yayınlamış. Yahu bildiri yayınlayacağınıza, meydanlara çıkın. Halkın önünde yapın açıklamalarınızı. Türküm, doğruyum, çalışkanım demenin yasaklanması gerektiğini söyleyin. Yüreğiniz yetmez değil mi? Burası Türkiye. Türk yurdu. Türkiye Cumhuriyeti Devletine, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türklüğü kabul etmeyene sözümüz yoktur. Danıştay kararana itiraz edenler, usule itiraz etseler, hadi neyse. Onlar içeriğine itiraz ediyorlar. Ne diyelim, Allah onları da Türk yapsın. Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanı da, her platform da Türk Milleti diyerek, tek milletten bahsediyor. Sizler demek ki; çağın gerisinde kalmışsınız.

ÜMMET Mİ, MİLLET Mİ?

Üniversite yıllarımızda, “Yeşil!” diye tanımladığımız bir grup, bizlere sorardı. Önce Türk müsünüz, yoksa Müslüman mı? Ne fark eder ki? Ha tavuk yumurtadan çıkar, ha yumurta tavuktan.  Ya da ha Kel Hasan, ha Hasan kel. Onlar, millet mevhumunu kabul etmezler. Dinde ümmet vardır. Millet yoktur derler. Peki, böyle midir? Bir bakalım. Hz. Muhammed (S.A.S) Tebuk gazasına çıkacağı zaman, Araplar gevşek davranmış, savaşa girmekten imtina etmişlerdir. Bunun üzerine Tevbe süresi nazil olmuştur. Bu ayeti kerimede Yüce Allah(c.c) şöyle buyurmaktadır: “Eğer siz, buyrulan gazaya çıkmazsanız, Allah sizi en büyük azap ile cezalandıracak ve sizden olmayan bir kavmi koyacaktır.  Sizin savaşa çıkmamanız, Allah’a hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah(C.C) her şeye kadirdir.” Görüldüğü üzere Cenab-ı Hak, kabilelerden bahsetmektedir. Yine Maide süresinde de, şöyle buyrulmaktadır: “Ey Müminler! Bazılarınız dininizden döndüğünüz takdirde, Allah yakında öyle bir MİLLET getirecektir ki, Allah (c.c)onları, onlar da Allah’ı sever. Onlar, müminlere karşı alçak gönüllü, fakat kâfirlere karşı amansızdırlar”. Yine Kaşgarlı Mahmut divanında; bir hadisi şeriften bahsederek şöyle demektedir, “Yüce Allah benim bir ordum vardır. Ona Türk adını verdim. Onları Doğuda yerleştirdim. Bir millete kızarsam, Türkleri o milletin üzerine musallat kılarım”. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklüğü ile övünen bir kahramandı. “Bu memleket tarihte Türktü. Halde de Türk’tür. Ve ebediyen Türk kalacaktır. Benim hayatta yegâne servetim, Türklükten başka bir şey değildir” diyerek Türk olmanın gururunu yaşadığını belirtmiştir.

Biz Ülkücüler, Türk Milliyetçileri olarak, TÜRK olmaktan gurur duyuyoruz. Türk İslam sentezini savunuyor ve diyoruz ki,”Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslümanız.” Sağlıcakla kalınız.