ŞEKER: TÜKETMEK Mİ YOKSA KORKUSU MU?

Hangisi daha zararlı sevgili okurum? Tüketmek mi yoksa onu tüketmemek için verdiğiniz uğraşın size yaşattığı stres mi? Bu mesele artık ciddi bir boyut almaya başladı. Toplum olarak besinleri zehirleştirmek eskiden süregelen bir alışkanlık gibi oldu bizde. Bir zamanlar yağa yapılanlar sanıyorum bu kez şekere yapılıyor. Yazıya girişim sanki şekeri aklıyor gibi gelebilir size ancak öyle değil. O iş öyle değil sevgili okurum.

Şekerli üretilen hazır paketli gıdaları ve şekerin kendisini süresiz ve porsiyonsuz tüketmeyi önermediğim gibi bu şeker bağımlısı olma korkusunu da kesinlikle desteklemiyorum ve danışanlarıma yaşatmamaya özen gösteriyorum. Biri (şeker) dopamin seviyenizi artırıp ödül mekanizmasını harekete geçiriyor ve bunun yanında obezite, Tip 2 diyabet hatta duygusal açlık gibi yeme sorunlarına  yol açarken diğeri (stres) de kortizol seviyenizi artırarak yağlanma, kardiyovasküler rahatsızlıklar gibi sorunlara yol açıyor. Aslında çıkarılması gereken sonuç yine o mükemmel kelime: Denge.

Satın aldığımız gıdaların içeriğindeki glikoz ya da fruktoz miktarlarını incelediğimiz kadar günümüz koşullarında neyle zenginleştirildiğini, beslenmede temel ya da yardımcı öğeleri ne kadar içerdiğine kesinlikle dikkat etmiyoruz. Bu algı zamanında biliyorsunuz ki üzerinde ‘yağsız’ yazan her şeyin sağlıklı olduğunu zannetmemizle oldukça benzer. ‘şekersiz’ yazısını gördüğümüz gibi artık içerisindeki yağ miktarı, makro-mikro besin öğesi kesinlikle düşünülmeden satın alınabiliyor. İkram edilen bir besinin içerisinde şeker olduğunu öğrenirseniz yaşadığınız paniği ise görmemek mümkün değil. İşte bu birbirinden tamamen ayrı durumları yaşamak yerine opsiyonlu ve aralıklarla tüketmek her zaman doğru olandır.

Ancak biz bu seçeneği değerlendirmeden detoks kelimesi arkasına sığınıp belli bir süre(3, 5, 7, 21…) tüketmek istemediğimiz gıdalardan (şeker, kafein, ekmek vb.) uzak durmayı seçiyoruz. Kişinin devamlılık gösterip göstermeyeceği algısını irdeleyerek bazen küçük arınmaların kesinlikle işe yarayacağı fikrindeyim ancak çoğu yapılan çalışmanın sonuçları hatrı sayılır derecede anlamlıdır. Sonuçlar incelendiğinde görüyoruz ki detoks ya da bir besinden uzaklaşmak verilen sürenin ardından o besini olabildiğince çok tüketme dürtüsünü meydana getiriyor ki bu da emeklerinizin ve hatta ilerisi için de algınızın ani bir atakla değiştiğinin acı gerçeğidir.

Sonuç olarak amacım şekeri sevin, tüketin, tükettirin diye sizi ikna etmek değil sevgili okurum. Sadece unutma; nasıl ki bir besin içeriği ya da etkisinden dolayı zararlı diye adlandırılıyorsa sağlıklı saydığımız çoğu besininde bir porsiyon kontrolü vardır. Yani daha basit Türkçesi ‘Her şeyin bir limiti var.’. Bu limitleri göz ardı edip kendinize anlamsız korkular yaşatmak yerine alışkanlıkları değiştirmek, bilimsel ve anlamlı sınırlamaları kulak arkası etmemek çok daha yerinde bir eylem olacak. Hem beslenme de hem de temel yaşantıda hiç unutmadığım bir söz daha vardır unutmadan: Her şeyin başı stres! Gerisini size bıraktım gitti, mutlu haftalar!