• Söküğünü dikiyor çırağını yetiştiremiyorlar

    Her yıl olduğu gibi tüm coşkusuyla açılışı yapılan 23. Ahilik Haftası sona erdi. Ekonomik sıkıntıların, gelecek kaygılarının gölgesinde yapılan kutlamalara katılan esnaf, sıfırı tüketmenin eşiğinde…

    Gündem Gazetesi olarak bir zamanların en gözde mesleği olan, her mahallenin sanatçısı olarak ayrı bir yerde tutulan terzi esnafına kulak verdik. Hepsinin derdi ortak; Çırak yok mesleğin geleceği de yok… Devletin bu çıraklık sorununa el atması gerektiği, meslek liseleri müfredatının değiştirilmesi gerektiği gibi pek çok öneride bulunan terziler, artık umudunu yitirmiş durumda…

    Görünen o ki; Terzilerimiz, atasözünün aksine artık kendi söküğünü dikmek zorunda çünkü kaybolmaya yüz tutan her meslekte olduğu gibi bildiklerini aktarabilecek kimseyi bulamıyorlar.

    Zengin: “Masa altlarında yatarak işi öğrendik”

    Devletin çıraklık sorununa el atması gerektiğini düşünen Hüseyin Zengin (60), “Devletin bir çare bulması lazım. En azından bir çıraklık okulunun açılması lazım. 50 sene öncesinde ilkokuldan çıktım. Eti senin kemiği benim masa altlarında yatarak işi öğrendik biz. Şimdi 4+4 sistemleri geldi. Çocukların zamanı mı yok bilmiyorum. Babaları vermiyor mu veya yanlış bir eğitim mi veriliyor. Anlam veremiyorum ama çırak olarak gelmek isteyen yok artık.” diye konuşuyor.

     

    Söyler: “Çanakkale’de seneler önce bitti çıraklık”

    “Çırağınız var mı?” diye sormamıza fırsat vermeden “Kaldır at bizim işi…” diyor Selahattin Söyler (69) ve ekliyor:Bizim bu yörede çırak yetiştirme olayı zaten 30 sene önce bitti. Karadeniz’de veya Doğu’da daha geç bitmiş olabilir ama Çanakkale’de seneler önce bitti çıraklık… Sanayi geliştikten sonra bizim meslekler kaybolmaya başladı. Yaptırmak satın almaktan daha pahalı geliyor. Bizim elle yaptığımız ürünler daha pahalıya mal oluyor. Öbürü ise makineyle çalışıyor.

    Bize ancak tamirdir, daraltmadır, paçadır bazı ufak işler için geliyorlar. Her şey insanla olur. Yanında yardımcın yoksa kes-biç bir şey elde edemezsin. Makineyi gençlerin kullanması gerekir. Onun için biz de yapabildiğimiz kadar yapıyoruz. Emekliyiz zaten. Şimdilik masraf çıksın yeter. Ondan sonra artık terk edeceğiz mesleği…”

    Dinçer: “Müfredat değişmedikçe geleceğimiz karanlık”

    Alaylı değil mektepli diye tabir edilen Çanakkale’nin tek kadın dikim terzisi Nezahat Dinçer (66) ise şimdilerde okullarda verilen mesleki eğitimi beğenmiyor. Müfredat değişmedikçe mesleğin geleceğinin olmadığını üzülerek ifade eden Dinçer, “Eğitim böyle olduğu sürece bizim geleceğimiz karanlık. Okul müfredatları bu şekilde olduğu sürece gelecek yok. Ben enstitü mezunuyum. 45 senedir bu işi yapıyorum. Artık bizler gibi yetişen yok. Biz A’dan Z’ye yetiştik. Okulda ölçü almaktan başladık, tayyörden, mantodan, gelinlikten çıktık. Çanakkale’de benden başka okulda sağlam eğitim alarak bu işi yapan yok. Şimdi okulda bir şey öğretmiyorlar. Staj yapmaya buraya gelenlere teğel al diyorsun. Suratıma bakıyor. İki elbiseyi birleştirmeyi bilmiyorlar.”

    “25 senedir yetiştirecek adam bulamadım”

    “Terzilik bitti artık, bütün terziler de tamir yapıyor. Ben 25 senedir Çanakkale’deyim. 25 senedir de yanıma yetiştirecek bir insan bulamadım. İnsanlar çalışmayı da sevmiyorlar. 66 yaşındayım hala çalışıyorum. Artık benim çalışma zamanım geçti ama yok. Yaz olduğunda başımı kaşıyacak zaman bulamıyorum. Kışın ancak biraz rahatız.” diye sözlerine son verdi.

    Kandemir: “Bir cekete 20 bin iğne atıyorum”

    60 senedir mesleğini icra eden, Çanakkale’nin en çok tanınan terzisi İslam Kandemir (70), işini ilk günkü gibi zevkle yaptığını kaydediyor. 45 yıldır aynı yerde, dönemin siyasilerinden askerlerine pek çok tanınmış isme, ince ince işlediği elbiseleri giydiren Kandemir, terziliği aşkla anlatıyor gazetemize: “Bizim yaptığımız işler kalitelidir. Ben elbiseleri elde dikiyorum. Eskiden üç günde tokatlanıyordu, şimdi bir ay sürüyor. 18-20 bin arası iğne atıyorum her bir cekete… İşime hayret edenler oluyor ama istese herkes yapar bunu.

    Beyoğlu’nda uzun süre çalıştım. Ermeni bir ustadan öğrendim işi… Çok titiz çalışırdık. Şimdi benim de bir çırağımın olmaması çok üzüyor tabi… Biri olsa da yetiştirsem diyorum ama yok maalesef. Herkes eğitimin peşinde… 40-50 sene önce çırak bulunuyordu, yetiştiriliyordu. Şimdi hazır giyim de revaçta. Kaliteli değil ama ucuz olduğu için daha çok alınıyor. Terzi arkadaşlarımız da maalesef bu işi yapmıyor, daha çok tamir yapıyor artık.”

    Eylem Gözeldere