Genetik Mazoşizm

Her türden ilişkide kullanılan basit bir kural var, belki siz de duymuşsunuzdur: “Birinin size güvenmesini istiyorsanız ona bir şey vermek yerine, ondan sizin için bir şey yapmasını ya da size bir şey vermesini isteyin.” der bu kural.

Aile içinde sürekli problem çıkaran, istekleri ve ihtiyaçları asla bitmeyen çocuğun hep el üstünde tutulmasından, işyerinizdeki üstünüz ya da patronunuzun sürekli olarak çalışmayan, sorun çıkaran, olur olmadık zamanlarda ayrıcalık isteyen elemanı kayırmasından, siyasette ve/veya ülke ya da şehir yönetiminde sürekli olarak hayat kalitenizi kötüleştirdiği halde oy oranını arttıranlara kadar binbir çeşit örneğini bulabiliriz bu durumun.

Beyin üzerine yapılan çalışmalarda ya da popüler yazılarda karşınıza çıkmıştır “Sürüngen beyin” ifadesi. Her ne kadar “sürüngen” kelimesi toplumlarda hakaret anlamlı kullanılagelse de aslında hayvan türleri arasında sınıflandırmada kullanılan bir kelime.

Kısaca insanda birinci önceliği ölmemek, ikincisi üremek olan içgüdülerle yönetilen ve insan beyninin en ilkel bölümü olan R-Kompleks (Sürüngenin İngilizcesi “Reptilian” kelimesinin ilk harfinden hareketle Rkompleks denilmektedir.), insan beyninin sadece bir bölümünü, kertenkele, yılan gibi sürüngenlerin beyninin ise tamamını oluşturur.

Sürüngen beynin hareketlerinin karakteristik özellikleri şunlardır:

“Bencildir. Bir bölgeyi sahiplenir, başkasını orada istemez. Kendisinin daha önce oraya gelmiş olmasını hak görür. Gösterişçidir. Fark edilmek için abartılı görsel /törensel hareketler yapar. Ait olduğu kimliğin sembollerini üzerinde taşır. Herkesin eşit olduğu grupları sevmez, ya baş olsun ya da başında biri olsun ister. Flört sırasında karşı cinsin gözüne girmek için abartılı ritüeller sergiler. Grup halinde gezer, ait olduğu grubun ortak kıyafet, ortak sembol ve işaretlerini kullanır. Kendi düşüncelerine göre değil “başkaları ne dere” göre yaşar. Beyni batıl inançlar ve mantıksız saplantılarla doludur. Zorda kalınca yalan söyler. İkili oynar, aldatır. Ahlaklı ve iyi olması ilkelerine değil, çıkarlarına endekslidir. İstediğini elde edemeyince hırçınlaşır; fiziksel olarak güçlüyse saldırır, güçsüzse dedi-kodu yapar. Düşünmez, içgüdülerini izler. Beyni içten dışa doğru çalışmaz, sadece dışındaki gelişmelere tepki verir. Anti-entelektüeldir. Kitap, kültür ve sanattan hoşlanmaz. Beyin gücüne değil, beden gücüne inanır. Konuşmak yerine, eylemlerle kendini ifade eder. Körü körüne inanır, yeni şeyler öğrenmediği için düşünceleri pek değişmez, sabit fikirlidir.” *

Meraklısı internette konuyla ilgili pek çok kaynak bulabilir.

İrili ufaklı tüm toplumlardaki yaşamı işte bu R-Kompleksi baskın insan sayısı belirliyor. Çünkü bu kişiler kendilerini yöneten (kullanan-manipüle eden-sömüren) kişi ile kendilerini özdeşleştiriyor. Tıpkı Hitler tüm Almanya’yı yıkıma sürüklerken, peşinden giden milyonlarca Alman vatandaşı gibi.

Bizler de gerek evlerimizde, gerekse iş yerlerimizde sürekli bu tiplere maruz kalıyoruz ve kendimiz de hayatta kalma güdümüzün bizi yanlış yönlendirmesiyle bu tiplerden biri haline dönüşüyoruz. Hatta bu durum çoğu zaman mazoşizme dönüşüyor.

Eğitim sistemleri iyi olan ülkelerdeki kişiler mazoşizmi fantezi olarak yaşarken, biz günlük yaşamımızın parçası yapıyoruz.

Çözüm beyni geliştirmekte… Hadi bir gayret…