Kurban Timleri

Ben Doları 5.38 TL iken bırakmıştım. Cuma akşamı yeni yazıyı hazırlarken, 6.46 TL olmuştu. Ne kadar konuşursan, o kadar artıyor. Öyle bir fırtına ki, olmaz! denilen her şey oluyor. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete durumu… Bunu bir de Merhum Cem Karaca’dan dinleyeceksiniz. Tadından yenmez.

Girin bakın : (https://www.youtube.com/watch?v=yYPb47podLM)

Şu bölümü dikkatinize sunarım:

Bindik Bi Alamete Gedeyoz Gıyamete / Nush ile uslanmam ben /Etmeli beni tekdir /Tekdirden anlamazsam / Artık hakkım kötektir / Eskiden adam gibi /Oturur meze yerdik/ Şimdi meze yer gibi /Oturup adam yiyoz gariiee / O zaman siz buna / Müstehaksınız len!” Şarkının tamamı çok eğlenceli. Mutlaka dinleyin derim.

Dolar ve Euro’nun bu baş döndüren hızı, gençliğimizde birbirimize anlattığımız uydurma bir hikayeyi hatırlattı. O zamanlarda Cem Yılmaz yok tabi, her mahallenin komiği var. Yoksa bile, biz içimizden bi şekilde çıkarıyoruz o cevheri.

(Enflasyon azgın o dönemde. Öyle yüzdeler, rakamlar falan bilmiyoruz. Bu sene aldığın ayakkabı seneye iki katı öyle diyeyim. Kim demişti hatırlamıyorum: çalışan için enflasyon hep %100’dür. Aynen öyleydi. Biz çalışmıyorduk, öğrenciydik ama babamızın beli bükülüyordu. Görmüyor değildik.)

Neyse enflasyon geyiği dönüyor aramızda. Birisinin aklına geldi. “Abiler, bizim enflasyon da bi şey mi allasen! Afrika’da uçuyormuş rakamlar. Kongo’da adamın biri çorbacıya girmiş. (Bu arada Kongo’da çorbacı olmayabilir tabi. Anlamsız sorularla komiği bozmamak lazım)

Eeee? Dükkana girdiğinde çorba 5 liraysa misal, içerkene 6 Lira oluyormuş… Ne kadar çabuk içersen o kadar az ödüyomuşun! Hatta adamlar bir sayaç geliştirmiş, rakamlar dönüyor habire… Lokantaya gelenler televizyona bakar gibi fiyat listesini bakıyormuş. Müşterinin biri ağır ağır yemek yiyen karısına kızıp, terk edip çıkmış lokantadan… Falan!

O dönemin makaraları işte… Yeniden hatırlamama sebep, Sayın Başkanımız konuşurken doların artıyor olması haberi idi. Konuşmayı bitirdiğinde aynen Kongo’daki çorba gibi artıvermişti dolar. Ama bizim de Allahımız var. Bu da bilinsin. Kongolu keferelerle bir tutulmayalım yani…

Yazının başlığı ekonomiyle ilgili değildi. Zaten konu da ekonomi değildi. Yaklaşan kurban bayramı için hazırlanan “Kurban Timleri” idi. Saptı gene işte. Eeee, n’apçanız öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, araba kullanırken bile diğer sürücülerin hareketlerini kollamak zorundayız. Hadi sağa sola dikkat etmeyin bakalım ne oluyor? Artık zart diye bisiklet mi çıkar, yaya mı atlar, otobüs mü döner bilinmez… Her daim tetikte olmanız gerek. O nedenle araya başka bir sürücü girdi benim konu saptı, başka sokağa girdim.

Kurban timlerine yer kalmadı. İstanbul BB. Bursa Osmangazi ve Erzincan süvari ekibi izlenimlerim bir sonraki yazıya kaldı. Özellikle at, atv ve drone donanımlı Erzincan ekibinin seyrine doyulamadığını belirteyim.

Ayrıca bizi bu havalar değil, bu kurbanlık boğalar mahvetti.

Not düşeyim istedim. Sıcaklar geçen aydı.