• Büyümenin getirisi, götürüsü

    Tüm topluluklar eninde sonunda bir değişime uğrar. Bu durum hayatın kaçınılmaz bir gerçeği. Kimi büyür, gelişir; kimi değişime ayak uyduramaz başka toplulukların içinde erir gider. Gözlerden uzak kalmayı başarabilmiş birkaç topluluk haricinde durum hep bu doğrultuda ilerler.

    Hangi topluluğun varlığını daha uzun süre devam ettireceği, toplumu oluşturan bireylerin eğitimine, birlikte hareket etme gücüne ve dış etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Buraya kadar söylediklerim çoğunuzun bildiği şeyler. Bundan sonra da bilmediğiniz bir şey aktaracak değilim.

    Madem günlerden pazartesi, o halde ben de şuraya birkaç satır içimi dökeyim diyorum sadece.

    Mesela hep aklıma takılır, neden benim yaşadığım şehir; bu kadar çok güzelliğe sahipken bu kadar kötü bir hâle getirilebildi? Üstelik çok da değil (20-30 yıl içinde).

    Yaşım 42 oldu. Çocukluğum Çanakkale’nin kısıtlı ama en azından huzurlu ortamında, başka şehirlerden gelen akraba ya da arkadaşlarımızın anlattığı şeylerin belki bir gün burada da olabileceği hayallerini kurarak geçti.

    Ne yazık ki o hayallerin yanından bile geçemedik bunca zaman içinde. Ne sosyal ortamımızda, ne gelir düzeyimizde, ne de şehrin alt ve üst yapısında bir güzelleşme oldu. Hatta bırakın güzelleşmeyi, eski fotoğraflara baktıkça elimizdeki huzurun da kaçtığını gördüğümüz bir ucubeye doğru yol alıyoruz.

    Bunu elbette hep birlikte yaptık. Kıymet bilmez mirasyediler gibi, elde etmek için uğruna herhangi bir emek sarf etmediğimiz canım Çanakkale’yi ellerimizle oyun hamurundan berbat bir şekle çevirdik.

    Hem yerel hem de genel siyaset arenasında kendisine birer yer edinen herkesin arpalığı olduk. Ha, halk çok mu masum? Değil elbette.

    Evimizin üstüne bir kat daha çıkmak istediğimiz için, atadan kalan toprak daha fazla para etsin istediğimiz için, çoluk çocuğumuzun maaşı garanti bir işe girmesi için, kim “olur” verdiyse onun atına bindik.

    Bunca yönetici gördük geçirdik. Bu insanlar bazen kendi imkânlarıyla bazen de devletin olanaklarıyla yurt içi ve dışına gittiler. Çoğu “iyi” olarak nitelendirilen okullardan mezun. Yani aslında görgü ve vizyon sahibi olmalarını bekledik. Peki, onlar ne yaptı? Herkes kömürü pırlanta ederken, maşallah onlar ellerindeki pırlantayı kömüre döndürmeyi başardı.

    Demem odur ki; büyüyelim, değişelim ama artık lütfen bu iyi yönde olsun.

     





    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.