Sıradan Bir Gün Hezeyanı A.Ş.

– “Bir saat sonraya öteleyelim gençler.”

Telefonu kapattıktan sonra sağlam bir küfür savurdu Erdem. Sinirlenmişti. Haksız da sayılmazdı. Buluşacağımız adam buluşma saatine dakikalar kala işinin çıktığını söylemişti. Çaresiz oturup beklemeye başladık.

Erdem ile iki yetişkinlerden beklenebilecek “suskunca oturma” mevzusunu asla yapamayız. 30’lu yaşlarımızın ortasına gelmemize rağmen eğlence anlayışımız hale 18 yaştır. Oturmamızın üstünden 1-2 dakika geçmeden önümüzden yürüyen insanları yorumlamaya başladık.

– Ahaha tavırlara bak. O çocuk asla mutlu olamayacak.
– Ahaha aynen. Kız “yürüyen hastalığım ben” diyor. Hayatı zindan ediyordur eminim.
Şlaaaaap!!!

– Of of of!! O nasıl tokat öyle yaaa. Ahaha çocuk yere yapıştı.
– Hakem saymaya başlayabilir bence.
– Erdem senin çocuğun olsa böyle vurur musun?
– Tabii ki hayır! Ben daha çok tekmeyle bacaklara çalışırım.
– Ahaha. Olum ciddi soruyorum ya.
– Dövmem herhalde. Ya ne biliyim olum. Kimse “ben bunu ara ara döverim” demez zaten ama çok da emin konuşmayayım kendimden. Yaz sıcağında zırlayan bir çocuk sinir eşiğimi atlamama yol açabilir. Sonrası malum. Sille-i Terbiye.

Bak amca geliyor bir tane. Yorumla bakayım onu da.
– Hmm bakayım biraz. Hmm. Amca oldukça yaşlı. Yahu anlamıyorum insanları. Zaten yaşlısın. Öğle sıcağında ne diye gezintiye çıkıyorsun!!
– Olum bence o dün akşam serinliğinde çıkmış.
– Eee?
– İşte çay falan içmiştir bir yerde. Ufaktan dönüyo. Dönüşü kötü bir zaman dilimine denk gelmiş.
– Ahaha. Vah vah talihsiz amcam. Yardım mı etsek?
– Nasıl?
– Vuralım! Acı çekmesin!
– Ahaha. Olmaz öyle şey. Bu yaşlarda herkes hata yapar. Bence ilerde aklı başına gelir.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.