Sanki sevmekten vazgeçeceğiz…

Sevgilimle buluşacağız. Tıraşımı olmuş, mis gibi giyinmişim. Parfümü sıktım. Beraber almıştık. Bana yakıştığını söylemişti. Bu kokuyu bana yakıştırmıştı. Bu kokuyu bende sevmişti. Ben öyle anlamıştım.

Sevgilim, henüz sevgilim olduğunu bilmiyor. Arkadaşız. Çok güldürdüğümü biliyorum. Çok gülüyor müstakbel sevgilim. Gülerken göz ucuyla beni izlediğini yakaladım, biliyorum. Gözleri de gülüyordu. Zaten gözleri gülmeyen sevgiliniz olmasın. Ya da sevgilinizin gözleri de gülmüyorsa… Ah aşk acısı. Buluşmaya giderken bile ayrılık düşündürüyorsun insana.

Gözleri gülmeyen sevgilinizin sizi terk etmesine izin verin. Özgür bırakın onu. Siz de en yakın arkadaşınızla içmeye gidin. Arkadaşınıza, sevgilinizi ne kadar çok sevdiğinizi anlatın. İçtenlikle. Arkadaşınız, dostunuz sizin yalanınızı mutlaka yakalar. Denenmiştir. Gerçekten sevmiş miydiniz acaba? Dostlar bunu bilir.

Müstakbel sevgilimle buluştuk. Durgundu. Parmağında daha önce görmediğim bir yüzük vardı. Yüzüğü parmağında çevirip durdu. Top çeviren futbolculardan biliyorum bu durumu. İdare etmek istiyor vaziyeti. Nasıl bir yumruk midemde. Nefesim kesiliyor. Durumu anlayıp da hiçbir şey yapamamak var ya… Dayanamadım, kim bu şanslı çocuk dedim. Çok özür dilerim diye ağlamaya başladı. Teselli ettim. Üzülme dedim. Mutlu olabilirsin, biliyorsun bunu dedim. Bilmiyorum dedi. Allah kahretsin, çok mu zengin dedim. Cevap vermedi.

Sanki sevmekten vazgeçeceğim.

•••••

Geç vakit. Telefon çaldı. Çok zaman geçmiş. Aylarca zaman… Binlerce “dakka!” Kendimi tedavi etmişim bir güzel. Sevgili vurgunu yemeyeceğim derinlere dalıp… Oradan su üstüne çıkıp, gerçeklerle yüzleşeceğim… Falan…

Benim dedi. Beraber aldığımız parfümü hatırlıyor musun, işte seni o kokuyla hatırlıyorum diye ekledi. Ama diyecek oldum. O koku, senin teninde güzeldi dedi. El ele bile tutuşmamıştık halbuki. Ne yapmalıyım diye düşünürken… Senin de deyiverdim… Nasıl yani dedi.

Sevmekten yoruldum artık ben, yokum! dediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Ağlıyordu. Ben de ağlıyordum. Kendiliğinden kapandı telefon. Umutsuzluğunu hem biliyor hem de bir şey yapamıyordum. Ben de umutsuzdum. Öfkeliydim. Öfkemi körlemeyi öğrenmiştim. Ancak sevmek küllenmez, körlenmez. Aşkın gözü kör olmaz. Kör diyeni her daim kovalarım…

Sanki sevmekten vazgeçeceğim.

•••••

Çok zaman geçti bir daha. Belki bin yıl… Evlenmişim. Eşimin adı Dilek. Dilek dilemişim gibi. Su gibi. Akıp gitti. Dilek’in müziğini seviyorum. Hafif ve enstrümantal… Bir rock değil. Sakin. Uyumlu. Gözlerine bakmayı ihmal etmiyorum tabi. Duru ve kendinden emin. İkizlerimizin adını Eylül ve Ekim koyduk. Sonbaharda doğdular.

Sabah işe giderken, akşama bebek bezini takviye etmeyi unutma demişti aşkım. Yani Dilek. İş çıkışı markete girdim.

Sanki sevmekten vazgeçeceğim.

O’nu gördüm. Kilo almış sanki… Endamı hatırladığım gibi… Kalbim küt küt…

Market rafını dönsem yüz yüze geleceğiz. Sanki sevmekten vazgeçeceğim.

Karşısına çıktım. Göz göze geldik. Yüzleştik. Uzun uzun baktı bana.

Ben de uzun uzun baktım.

Af edersiniz, şu kutuyu alabilir misiniz şuradan dedi. Uzanamayacağı rafı işaret ederek. Elbette dedim. Alıp verdim. Buyrun dedim.

Teşekkür ederim dedi. Rica ederim dedim.

Sanki sevmekten vazgeçeceğim.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.