“Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

Seçim bitti. Yorgan gitti. Kavga bitmedi. Sanki kazanan yok. Bu seçimin galibi olmayacak aforizması gerçekleşmiş gibi. Seçimlerle ilgili ‘komple’ komplo teorileri de birbiri ardına geliyor. Öne çıkan teori Muharrem İnce ile ilgili. Efendim kaçırılmış!

Ciddi ciddi alıcısı var bunun. Hatta kendinden çok emin bir şekilde “Tabi Abi, kaçırıldı adam, üstüne de kaybettik diyeceksin diye tehdit edildi.” Bazı tavırları Erdoğan’a benzeyen İnce ise “Beni tehdit edecek adam da henüz yeryüzüne gelmedi.” diyerek meydan okuma literatürüne “yeryüzüne gelmek” fiilini eklemiş oldu. Biz daha önce genellikle “daha doğmadı” kalıbını kullanırdık. Neyse…

Başka bir teori, ortaya atanın kalıbına ve meşrebine çok uygun. Buna göre, Muharrem İnce, Yüksek Seçim Kurulu binasının önünde açıklama yapıp otele gidiyor (Bu arada yazar, iki farklı otel ismi veriyor). Ama gerisini sanki orada bulunmuş ve olan biteni gözlemlemiş gibi anlatıyor.

İnce, suit odasında, ayağını uzatmış TV izliyor. Yanında eşi, annesi, kız kardeşi, ekibi ve CHP’den bazı isimler var. Buraya kadar manzara Amerikan seçim filmlerinden alınmış gibi adeta.

Sonra sahneye yazanın niyetini belli eden şeyler giriyor: İçkiler ve mezeler! Gerisi ilkel senaryolu Türk filmleri gibi ilerliyor. Önce keyiften içiyor İnce, sonra sonuçlara ve yapılan açıklamalara içerleyerek içiyor. Meğerse o kafayla İsmail Küçükkaya’ya “Adam kazandı.” twitini atmış. Gördünüz mü, şıp diye anlamış yazar. Kafası dumanlı olmasa öyle bir mesaj atar mı? (Köşe yazarı hangi kafayla bunları yazıyor onu merak ediyorum doğrusu.)

Sonra İnce, “Derhal basını arayın, açıklama yapacağım” deyince… Ekip birbirine bakmış. Bu durumda İnce’nin bir hayli içkili olduğunu ihdas ediyor yazar. Ekip bir anda gözleriyle anlaşıp, “Abi eve gidelim de sabahki kıyafetinizi değiştirelim.” diye bir mazeret uyduruyor.

Vay annesini sayın okurlar! Neden mi? Yazarın sözünü ettiği oteller ile (artık hangisinde kaldıysa) Çayyolu’nda İnce’nin evi arasındaki mesafe nerden baksanız 25 km. Ayrıca İnce’nin ekibi, kıyafet konusunda mutlaka alternatifli yedekleme yapmıştır, ayakkabısından kravatına kadar… Ama senaryoya uyacak ya… Hadi unuttular diyelim. Birisi gider, evden alıp getirir. Yok. Maksat İnce’yi eve götürmek.

Sonra İnce’yi bir odaya kapatıyorlar konuşmasın diye. Tabi bütün iletişim araç gerecini de alıyorlar elinden. Sabah alkolden arınmış bir şekilde kalkıyor…

Yani kaçırma hikayesi doğruymuş ama kaçıranlar kendi ekibiymiş. Meğerse büyük bir rezaleti önlemişler yaaa!

Ziya Paşa’nın ünlü mısrasıyla: “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

Demek lazım bu “üstada”. Diyaloglar eğreti, kurgu zayıf… Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bilemiyorum. İnananlar vardır mutlaka.

İşte böyle… Hayat, hele siyaset boşluk kabul etmiyor. Bırakırsanız dolduruveriyorlar bir şekilde. Hem İnce hem de Kılıçdaroğlu’ndan inandırıcı bir açıklama gelene kadar “o gece” her türlü komplo teorisine yataklık edecek.

Sadece onlar değil. Meral Akşener için de geçerli.

Acaba, o gece liderler hangi gerekçelerle sessiz kaldı?

Kamuoyu merakla bekliyor.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.