Kuru Soğan…

Nisan sonundaki yazımı şöyle bitirmiştim: “Ekönömi (Bahçeli’nin telaffuzuyla) %48 ile halkın bir numaralı sorunu olduysa, ağzınızla kuş değil, kuş sütü tutsanız nafile. Seçimin kazananı olmayacak gibi…”

 

Aradan geçen süre içinde bu oran %51.5 oldu. (MetroPOLL Araştırma, Mayıs 2018) Haziran rakamlarını bilmiyoruz. Ancak giderek arttığını gözlemleyebiliyoruz. Son bir not olarak, aynı araştırma şirketi 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde bir araştırma yapmış. Orada da bir numaralı sorun % 64.2 ile yine ekonomi. ‘Sayılmayan’ o seçimin sonucunu hatırlayınız…

İktidar partisi için bir soğuk duş etkisi yapmıştı. Her gün iki-üç kez görmeye alıştığımız Cumhurbaşkanımızı, bir süreliğine kameraların önünde görememiştik. Defalarca kanal değiştirdiğimi hatırlıyorum kendisini görebilmek ümidiyle… O kadar alışmıştık kendisine… Rüyalarımızda bile görüyorduk.

Neyse efendim gelelim günümüze. Adaylar kampanyalarını gerçekleştirdiler. Eteklerindeki taşları döktüler. Dinledik, gördük. Kamuoyunda hemen herkesin üzerinde durduğu konu Muharrem İnce’nin performansı oldu. Uzun bir ince yola çıkmıştı, son Mersin mitinginde kalabalıklar otoban oldu.

Tayyip Erdoğan ise adeta rahmetli Erol Olçok olmuştu ama muhalefete… Bir ara ağzından çıkan her kelime veya cümle rakiplerine slogan oluyordu. En ünlüsü TAMAM. Siyasal iletişim tarihine şimdiden geçti. Son açıklaması ise gerekirse koalisyon yapılacağı üzerineydi. Erdoğan, durdurulamaz bir şekilde iniş trendinde. Belki bu seçimde yıkılmayacak ama artık iktidarda uzun süre kalması mümkün görünmüyor. 2002-2010 arasındaki demokrasi şampiyonunu hatırlıyorum da… Şimdiyse halk nefes alamaz bir halde.

Biri ya da birileri mutlaka çıkacaktı. Çıktı da… Önce Meral Akşener. İşaret fişeği ondan. Bir dakika dedi. Durun yahu ne oluyor? Onun dik duruşu çok önemliydi. Ardından Demirtaş, İnce, Karamollaoğlu. Özellikle Saadet Partisi gerçekten de ‘dinin elden gittiğini’ algılamış görünüyordu. Muhalefet partilerinin parlamenter demokrasi, hak ve özgürlükler ilkesi altında buluşmaları umut verici.

Ketıl Selocan ise bu seçimin başka bir fenomeni. Kendisini terörist diye yaftalayanlara inat, gülümseyen yüzü ve toplumu kucaklayan tavrı Türkiye’nin geleceğine umut veriyor. Öyle ki, en keskin ulusalcılar bile durumunu anlayıp, yazdılar.

Gelelim kampanyaların ve seçimin yıldızına. Tartışmasız Muharrem İnce.

Kasket taktığı, Zeybek oynadığı, sahnede bisiklete bindiği, miting sırasında annesine sarılıp ağladığı için değil. Bütün bunlar onun sahici biri olduğunu gösteriyor. Tezek kokusunu da biliyor, devletin gizli operasyonlarını da… Ama bunlar için değil, açık yüreklilikle şunları dediği için desteklenmeli ve kucaklanmalı:

“Umut olmalıyız, barışmalıyız, kucaklaşmalıyız. Türkiye’nin umutlarını tazelemeye ihtiyacı var. Türkiye’nin umutlarını yenilemeye ihtiyacı var. Özgürleşmeye ve morale ihtiyacı var. Normalleşmeye ihtiyacı var. Türkiye normalden uzaklaştı. Türkiye’yi yeniden normalleştireceğiz, özgürleştireceğiz.”

Son olarak; İngiliz düşünür John Dalberg-Acton’nun cümleleri

birilerine küpe olsun.

  • İktidar suistimale yakındır ve mutlak iktidar suistimalsiz yapamaz.
  • Güç yozlaşma doğurur. • Mutlak güç, mutlak yozlaşma demektir.
  • Güç yıkılır; mutlak güç, mutlaka yıkılır.

 

21 Haziran 2018



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.