NEREDE ESKİ BAYRAMLAR?

Eskiden Bayram, memleketti. Yüzlerine hasret kaldığınız sevdiklerinizle, bir sabah kahvaltı etmekti. Bayram vefaydı. Büyükleri ziyaret edip, dualarını almaktı. Şimdi Bayram nedir? Bayram, Antalya’da, Bodrum’da, Çeşme’de, Kuşadası’nda, Ayvalık’ta, Şile’de tatil yapmaktır. Evinin kapılarını kapatıp, yok olmaktır. Büyükleri hatırlamamaktır. Mahallenin çocuklarını üç beş kuruş Bayram harçlığı vermemektir. Ev temizliği yapmamaktır. O zaman soruyoruz? Ne Bayramı bu kardeşim?

EKONOMİ NASIL?

Battık. Bittik. Yok olduk. Dolar anasının gözüne çıktı. Memleket yanıyor. Ekonomi çöktü. İflaslar başladı. Vatandaş bir lokma ekmeğe muhtaç. Böyle diyenler, acaba Türkiye’den mi? Yoksa başka memleketten mi bahsediyor? Sokağa çıktığımızda, hiç de öyle bir manzara ile karşılaşmıyoruz. AVM’lerde araba koyacak yer yok. İçerde eşyalarınızı taşıyacak sepet yok. Kasalarda sıra çok. Gece, kafelerde oturacak tek sandalye yok. Mağazalardaki kuyruk, sokaklara taşmış. Caddelerde arabalardan geçilmiyor. Petrol istasyonlarında kuyruklar gırla gidiyor. Bankamatiklerin önün lebe leb dolu… Bayramda otellerde, bir tek oda yok. Sorsan, ülke batıyor diyorlar. Nasıl oluyor da, oluyor? Olmayan parayı mı harcıyoruz? Zaten hovarda, israfçı bir milletiz. Paramız olmasa da kredi, kredi kartı sağ olsun. Bugün günümüzü gün edelim, yarını Allah kerim diyoruz.

İNSANLIK DIŞI!

Son günlerde, masum bir köpeğe yapılan insanlık dışı muameleyi gördünüz. Ayakları kesilen, vücudu bant ile sıkıştırılan can dostlarımızdan birisi, maalesef hayatını kaybetti. Bunu yapanın insan olduğunu düşünmek zor. Bu ve bunun gibiler canavar ruhlu yaratıklar. Yahu ne istersiniz bu masum küçük yavrudan? Allah’tan korkmaz adamlar. Havalar ısınmaya başladı. Sokak hayvanlarımıza faydalanmaları için, su ve yiyecek yardımı yapmalıyız. Çok zor bir iş değil. Bir duvarın dibine, evimizin önünü bir kap su ile biraz yiyecek bırakmanın ne zorluğu olur ki?

AZICIK UCUNDAN

Nişantaşı “cafe”lerinden birinin kaldırımdaki masada oturanlardan biri, o sırada önlerinden geçen güzel bir kadını göstermiş: “İşte, İstanbul’un ekonomiden en iyi anlayan kadını!” Merak etmişler: “Niye, ne özelliği var?”, “Taksitle giyinir, peşin parayla soyunur.”***

Bazen politikacılar birbirlerine girerler:
“Alçak!”, “Namussuz!”, “Şerefsiz!” Küfrün bini bir para… Fıkra bu ya!
Dünya savaşında, bir Alman asker ile bir Fransız asker tartışıyorlarmış… Alman kızmış: “Sizin askerler para için dövüşür, bizim askerler ise şeref için!” Fransız gülmüş: “Öyledir, herkes kendisinde olmayan şey için savaşır!”

***

Postacı bahçe kapısından içeri girince, köpek havlayarak üzerine saldırmış, bahçıvan müdahale etmiş: “Korkma, bir şey yapmaz!”, “Ne biliyorsun?”, “Havlayan köpek ısırmaz, diye atasözü vardır!” Postacı kızmış: “Ya köpek bu atasözünü bilmiyorsa!”

***

Üç türlü dost vardır: Biri yiyecek gibidir, siz onu her gün ararsınız. İkinci çeşit dost, ilaç gibidir, siz onu gerekirse ararsınız. Bir de “hastalık” gibi dostlar vardır, o sizi arar bulur.

***

İmam, cuma günü yorgun argın eve gelmiş, hem hutbe hem namaz, yorulmuş… Karısı sormuş: “Hocaefendi, bugün cemaate ne dedin?”, “Zenginlerin yoksullara yardım etmesi dinimizin icabıdır, dedim.”, “Bari dinleyen oldu mu?”, “Ehhh, yarı yarıya, sadece yoksullar!” Sağlıcakla kalınız.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.