İki gençlik hikayesi

İlki 40 yıl öncesinden…

İzmir Atatürk Lisesi mezuniyet günü. O zaman şimdiki gibi kep atmalar falan yok tabi. Ama biz öğrenciler eğlenmeye ant içmişiz. Mezun olan arkadaşlarımızı uğurlayacağız. Dümbelekler, tefler, ziller… Kendiliğinden oluşan ve o sıralar ‘gelenekselleşmiş’ bir yürüyüş. Millete, biz mezun olduk mesajı bu. O zamanlar İzmir Atatürk Lisesi’nde kız öğrenci olmadığını belirteyim.

 

Okul marşını söylüyoruz, o dönem amatör sporlarda milli takıma seçilen oyuncularımıza gönderme yapıyoruz: ‘Atatürk olmasaydı, Ooy oy! Milli Takım ne yapardı? Ooy Oy! Atatürk geldi! Atatürk geldi! Alkışlar, oley sesleri. Balkona çıkanlara el sallamalar. Mutluluk, coşku… Balkonlardaki analar-babalar için de ‘eğleniyor çocuklar’ gülücükleri… Plevne Bulvarına giriyoruz oradan Kordon’a çıkıyoruz.

 

Derken… Önlerden arkaya çil yavrusu dağılan bir kalabalık. Ne olduğunu anlamadan coplar inip kalkıyor. (Sonradan öğreniyoruz ki, yürüyüş kolu NATO binası önündeyken birileri ‘Yaşasın Bağımsız Türkiye!’ diye bağırmış.) Oradaki Toplum Polisi de coplarla girişmiş… Toplum Polisi şimdiki Çevik Kuvvetin atası sayılabilir.

 

Neyse efendim, alınan polis desteğiyle iş büyüyor. Bir anda müthiş bir kaçma kovalama başlıyor. Eğlence bitiyor, sürek avı başlıyor. Ara sokaklardan öğrenci topluyor polis. Ani bir yüklenmeyle grubu dağıtıp yönlendiriyor, kaçanları getirdikleri otobüse bindiriyor. Otobüslerde kötü muamele yok. ‘Çocuklar ne yapmaya çalışıyorsunuz siz! Yollu sitemler var. Yanımdaki arkadaşım beni tutarak kaçanlara katılmamı engelliyor, bir apartmana sığınıyoruz. Sonrası arkadaşların anlatımından…

 

Bir kısmını İzmir’in ünlü karakolu Kantar Polis Karakoluna götürüyorlar. Karakol amiri hepsini bir hizaya diziyor. Soruyor: “Ne baarıyonuz len olur olmadık yerlerde, ha? Kim len sizin beyniniz?” Bizimkilere birer tokat, dümbeleği tekmeleyerek patlatıyor… Bir süre sonra durum anlaşılıyor. Azıcık yaramazlık yapmış çocuklar. Herkesi salıyorlar.

 

İkinci hikaye günümüzden. Haziran 2018.

Haberlerden alıntılıyorum. “Kadıköy’de ‘Karneler sizin, gelecek bizim!’ çağrısıyla eylem yapan yaklaşık 30 öğrenci polis tarafından ters kelepçeyle gözaltına alındı. Gözaltına alınan lise öğrencilerinin polis aracı içerisinde darp edildiği görüldü. Darp görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmasının ardından #KadıköydeİşkenceVar hashtaginde liselileri darp eden polislere tepki gösterildi.”

 

“… Gözaltı aracının etrafında toplanan kalabalık polisi yuhaladı, öğrencilerin serbest bırakılmasını istedi. … Gözaltındaki liselilerin tamamı Yoğurtçu Çocuk Karakolu’ndan serbest bırakıldı. Gözaltına alınan çocuklardan M.E. beyin travması şüphesiyle tomografiye götürüldü. Gözaltına alınan lise

öğrencilerinden biri “Kafamı üç yerden yardılar, dudağımı patlattılar. Bu işkenceciler yaptı bunu” dedi.

 

Gençler başlarına geleni bu linkten okuyabilirsiniz: (http://ilerihaber.org/icerik/karne-gunu-gozaltina-alinan-liseliler-akp-sinifta-kaldigini-gosterdi-86328.html)

 

Birisi “Bizi öldürebileceklerini bile düşündük” diyor. Dehşet verici değil mi? Kırmadan dökmeden, sövmeden, hakaret etmeden yaptıkları demokratik bir eylemde, 17-18 yaşındaki gençlerimize yönelik bu şiddet ve öfke görünmez mi sanılıyor?

 

Bir yandan da hükümet yanlısı basının haberi sunuş biçimi dikkat çekici. Öğrencilerin otobüsün içinde coplarla dövülürken çekilen görüntülerine yaptıkları yorum ise mide bulandırıcı: polis, otobüsün içinde gözaltına alınan öğrencilerden birinin bıçak çekmesi üzerine müdahale etmiş.

Tamamı ters kelepçeyle otobüse bindirilen bu çocuklar nasıl bıçak çekebilir?

Bu yalana pes doğrusu… İnanan var mı, var.

 

Eski Türkiye’de de yenisinde de polisimizin sertliği aşikar. Önce döver sonra sorar. Ayrıca evrensel hukuk ilkesi olan ‘Suçsuzluk Karinesi’ tersinden uygulanır ülkemizde. Türkiye’de hukuken suçsuzluğumuzu kanıtlayıncaya kadar suçlu sayılırız biz. Şüphe, sanık lehine işletilmez. Artık bunları aşmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

Çocuklar haklı. İçlerinden biri diyor ya: “Türkiye’deki eğitim sistemi ortada. İçerisinde cinsiyetçilik, anti bilimsellik, ırkçılık ve militarizm barındıran bir eğitim sistemi ile büyütülüyoruz. Bunlardan kurtulmak ve bu düzeni biraz daha değiştirebilmek adına eylemlerde bulunuyoruz. Gençlerin aslında ne istediğini anlatmaya çalışıyoruz. Dün yaptığımız şey de böyle bir eylemdi aslında.”

 

Bu genç, bir ders veriyor büyüklere. Bu elbise bize dar geliyor diyor.

 

İlk hikayedeki 40 yıl öncenin Atatürk Liselileri ne yaptı dersiniz… Merak etmeyin, çoğu vatana millete yararlı kocaman adamlar oldu.

 

Şimdinin gençleri de aynısını yapacak. Atatürk’ün bizim gibi hiç yaşlanmayacak olan gençlerinin yaptığını. Okuyacak ve bu güzelim ülke için çalışacaklar.

 

Şiarımız Atatürk’ten:

“Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com