Mukayese bizde ata sporudur

İnternetteki haber sitelerini gezerken ilgimi çeken bir habere rastladım. ABD Güzellik Yarışması’nın (Miss America) organizatörleri, yarışmacıların artık fiziksel görünüşlerine göre değerlendirilmeyeceklerini açıklamışlar efendim. Bununla yetinmemiş, yarışmanın bikinili ve gece elbiseli geçiş bölümlerinin kaldırıldığını da duyurmuşlar. Üstelik artık yarışmacıların “iç güzelliklerine” daha fazla önem verileceğini de belirtmişler. Jüri üyelerinin adaylarla yapacağı mülakatlar daha çok önemli olacakmış. (Ben olsam röntgen filmi, kan tahlili falan da isterim ki işimizi sağlama alalım. Ayrıca adayların bugüne kadar ki tüm sosyal medya paylaşımlarını inceler; konuya komşuya, sınıftaki arkadaşlarına, mahallesindeki bakkala, mümkünse eski sevgilisine de danışırım.)

Miss America Organizasyon Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı Gretchen Carson, farklı beden ölçülerinden kadınların da yarışmaya katılmalarını sağlayacaklarını söylemiş. Bence bu kriteri ülkemize uygularlarken adaylardan istenilen asgari boy ölçüsünü de kısarsak topluma büyük bir hizmette bulunmuş oluruz. Sanıyorum ki oluşturulan kıstaslar nedeniyle o ölçülerin dışındaki genç kız ve kadınların psikolojilerini bozmak yeteri kadar cazip gelmiyor artık.

Rekabet duygusu, hayatta kalma içgüdüsünün bir tezahürü olabilir tabii ancak hayati meseleler dışında sürekli olarak boyumuzla, kilomuzla, kazandığımız okullarla, eşimizin/sevgilimizin fiziksel özellikleriyle, düğünde takılan takıyla, çocuğumuz olup olmadığıyla ve daha bunun gibi milyonlarca aslında bizden başka kimseyi ilgilendirmeyecek konularda başkalarıyla kıyaslanmak herhalde temel içgüdümüz olamaz. Doğduğumuz andan beri mukayese etmenin ata sporu olarak genlerimize işlendiği ülkemizde iş bitiriciler de böyle böyle artmadı mı zaten?

KAYBOLMAYA BİR TÜRLÜ YÜZ TUTMAYAN LANETLİ GELENEKLERİMİZDEN MUKAYESE

Kim daha zorlu bir doğum geçirdi ile başlayıp, hastanenin aldığı ücret seviyesiyle devam eden; sürekli olarak başkalarına endeksli olarak yaşamamıza neden olan bu mukayese hastalığını istedikleri kadar allayıp pullasınlar, istedikleri kadar “ayrımcılığa karşıymış” gibi yapsınlar yaptıkları şey rezillikten öte değil.

Kadın, erkek ya da çocuk; yarışma konseptiyle insanların fiziksel özelliklerini puanlamak; onlara diğerlerinden daha fazla ederi olan bir mal muamelesi yapmak; kazanan güruh haricindekilere kendilerini değersiz hissettirmek nasıl olur da hâlâ normal karşılanabilir anlamak mümkün değil tabii.

NİFAK TOHUMU

Muhakkak duymuşsunuzdur efsaneye göre Afrodit, Hera ve Athena arasındaki Dünyanın İlk Güzellik Yarışması Kaz Dağlarında yapıldı. Hikâyeye göre tanrılar, Thetis ile Peleus’un düğünü için toplandıklarında, düğüne davet edilmeyen Eris (Nifak), Athena, Hera ve Afrodit’in bulunduğu yere altın bir elma atar. Elmanın üzerinde “en güzeline” yazılıdır. Üç tanrıça arasında “en güzel benim” tartışması başlar. Zeus, en güzelin seçilmesinde hakem olarak İda Dağı’nda bulunan Paris’in görevlendirilmesini buyurur. Tanrıçalar, Paris’in önünde güzellikleriyle övünüp, ona armağanlar vaat ederler. Hera, Paris’e kendisini seçmesi durumunda evrenin krallığını; Athena savaşta yenilmezliği; Afrodit ise kadınların en güzeli Helena’nın aşkını vaat etmektedir. Helena ise Yunan kralı Menelaos’un karısıdır. Bunun üzerine Paris, üç tanrıçadan en güzelinin Afrodit olduğuna karar verir ve altın elmayı ona verir ve e neticede Truva Savaşını müteakiben kent yerle bir olur.

Demem o ki “en” olacağım derken, ziyan olabilirsiniz. Dikkat etmek lazım.

Selametle…

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.