LGS SONRASI

Liselere Geçiş Sınavı (LGS) 2 Haziran Cumartesi günü iki oturum olarak yapıldı. Birinci oturumda SÖZEL test uygulandı. Türkçe, sosyal, din kültürü ve İngilizce’den oluşan sözel teste öğrenciler alışık olduğu sorularla karşılaştı. Türkçe soruları orta zorlukta, diğer sözel sorular ise kolay sorulardı. Öğrenciler birinci oturumdan çıktığı zaman moralli olarak ikinci oturuma girdi. Ne olduysa ikinci oturumda oldu. Sayısal test beklenti ötesi zor ve birinci oturumla kıyaslanmayacak kadar değişik soru kalıplarından oluşmuştu. Bu zamana kadar yapılan sınavlarda fen soruları ne bu kadar uzundu ne de bu kadar zaman alıyordu. Sınava fen testi ile başlayan öğrenciler ilk şoku burada yaşadı. Matematik testinin yayınlanan örnek sorulardan da tahmin edileceği gibi zor olması bekleniyordu. Öğrenciler fen testini çok süre harcamadan geçip matematik testine daha fazla zaman harcama planı yapıyorlardı ki böyle olmadı. Matematik testine gelince uzun ve analiz isteyen sorular ve zaman da kısıtlı. Çoğu öğrenci eğer zaman kalsaydı daha fazla matematik sorusu yapacağını söyledi ki bu doğruydu. Zorluk derecesi olarak sözel ve sayısal test arasında fark ve dengesizlik göze çarptı. Zor soruları sınavın tümüne, bütün derslere yaymak yerine sadece sayısal teste özellikle de matematik testine yığmak sınavın kimyasını bozdu. Aynı zamanda zaten matematik dersine öğrencilerin olumsuz bakışını kamçıladı. Zaten düşük olan matematik ülke ortalamasını yerlerde süründüreceğe benzer. Öğrencilerde yeni bir sınav travması oluşturmaya aday bir sınavdı.

Burada Milli Eğitim yetkilileri diyebilir ki, “zaten sınav zorunlu değil ki, isteyen girmeyebilir, zaten biz öğrencileri yüzde onunu bu sınav sonucuna göre alacağız” Bu işe yarar mı? Yaramadığını  gördük. Adayların yine yüzde sekseni sınava girdi, yine girecek. Velilerin çoğu çocuklarını fen liselerine ve proje uygulayan liselere girmesi için çabalayacaklar. Bence Milli Eğitim şu mesajı vermeye çalışıyor. Ben bu okullar için sınav yapacağım. Ama bu sınava deliler gibi çalışmanıza gerek yok. Hayatınız bu dönemini bu sınav için harcamayın. Okul dersleri sizin için yeterlidir. Zaten ben öyle belirleyici sorular soracağım ve zamanı da kısa tutacağım ki yeteneği olan, pratik olan, zamanı iyi kullanan, sınavı ve zorluğu yönetme beceri olanları seçip alacağım. Mahalle okulları ve özel okullar zaten sizleri bekliyor. Bu süreçte boşuna kurslara özel derslere para ve zaman harcamayın.

Peki durum öyle mi değil. Eğer siz çocukları matematik testinde sorduğunuz sorular gibi matematik eğitimi verseydiniz olurdu. Yani ezberci olmayan, konu ve kazanım yoğunluğu içinde boğmadan işin özünü kavratan, gerçek hayatla bağlantı kurdurarak öğreten. Bilinçaltı düzeyde yaşatarak öğrenen çocuklar olsalardı istediğiniz soruyu sorun. Siz bu zaman kadar ezberci, formülcü  bir sistemde eğittiğiniz bu çocukları sınava 3 aya kala netleştirdiğiniz bir sınav ve soru sistemiyle ölçmeye kalkarsanız sınav sonunda okullardan ağlayarak çıkan, sayısal derslerden nefret noktasına gelmiş gençlerle karşılaşırsınız. Bu çocuklarında sınava girmesini engelleyemez, hayallerinin önüne set çekemesiniz.

Çözüm mü? Akılcı, bilimsel, kalıcı, iyi örnekleri bizim çocuklara uyarlayabilen ve en önemlisi siyasilerin değil eğitimcilerin yön verdiği bir Milli Eğitim Politikası. Bütün öğrencilere geçmiş olsun diyorum. Unutmayın sınavlar ne bir son ne de bir başlangıçtır. Eğitim işi çarpan etkisiyle çalışır. Eğitim sistemi çarpanlardan biriyse, öğrencinin duruşu da en önemli çarpandır. Görüşmek üzere….

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.