Nereye Payidar Nereye?

Son günlerde dilime takılan bir şarkı. Timur Selçuk söylüyor. Seçtiğim bölümü şöyle:

“Nereye payidar nereye
Bir gün gelip evlensen de
Kurtulmayı düşlesen de
Çıkmaz bu yol bir yere

Bilgesu Erenus’un oyununun adı bu. Efsanevi Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 1975-1976 sezonunda sahnelenmiş. Şarkı sözü Rahmetli Çiğdem Talu’ya ait. Düzene uyum gösterip; evlenerek kurtulacağını/sınıf atlayacağını sanan ve arkadaşlarını yalnız bırakan bir işçi kızın hikâyesini anlatıyor.

Bazen bir şarkı sözü ait olduğu kavramdan kopar, başka bir kavrama yapışır. Konjonktürü iyi okuyamayan bir iktidarın yalnızlığını yaşadığımız şu günlerde benzerlerini göreceğiz anlaşılan.

Yerinden koptu işte o sözler:

Nereye payidar nereye
Şefle iyi geçinsen de
Bugün için sevilsen de
Çıkmaz bu yol bir yere

İlk dizelerde evliliği Devlet’li biriyle yapsa da… İkincisinde iyi geçinse de, sevilse de…  Yol çıkmıyor bir yere. Buranın lisanıyla;

Tamam be ya… Sıkıldık artık!

İlk Kırılma/2012.

“Ankara’da on binlerce kişinin katıldığı 29 Ekim yürüyüşüne polis gaz ve basınçlı suyla müdahale etti. Ankara Valiliği’nin yasakladığı 29 Ekim Seferberlik Yürüyüşü’ne, polis, Ulus Meydanı civarında müdahale etti.

Polis ayrıca Baruthane Kavşağı’ndan Birinci Meclis’e yürümek isteyen gruba da biber gazıyla müdahalede bulundu. Biber gazından etkilenen ve yaralananlara sağlık ekiplerince müdahale edildi.” (BBC, Türkçe)

Atasına gitmek isteyen insanlara reva görülen bu davranış, ilk kırılma anı olarak akıllara kazındı. Çoğu yaşlı pek çok insanın kemiği kırılmıştı darbelerden. İlk meclis civarında polis barikatı halk tarafından aşılmıştı daha sonra… Ancak işgal altında değildik ve neden yürüyemiyorlardı Anıtkabir’e? Unutmadı bunu Cumhuriyet sevdalıları…

Diğer kırılma noktası Gezi. Gençlerin Park’a sahip çıkışı, her yaştan insanın ortak katılımı. Parkına sahip çıkışı. Daha doğrusu yaşam biçimine sahip çıkışı… Bunun toplumsal bir patlamanın kıvılcımı haline gelişi… Bana karışma! diyen bir kuşağın uyarısı. Devletin ‘anlayışlı’ abilerinin tamam çocuklar mesaj alındı! uyarısı… Provokasyoncuların/kışkırtıcıların ortaya çıkıp bu masum eylemi sulandırması ve ölüm olayları….

15 yaşındaki çocuğunu kaybetmiş bir annenin meydanlarda yuhalanması… Sonra? Ağır ağır işleyen bir propaganda çarkı. Yandaş medyanın ve merkez medyadaki işbirlikçilerinin Kabataş yalanıyla durumu tersine çevirme çabaları. Kolay aldanabilir kesimlerin bu propagandaya inanmaları ve hakkına sahip çıkanlara “Gezi Zekalı” diye hakaret edişleri…

Üstüne 17/25 Aralık 2013 rezilliği. Ne istedilerse verilenler ile ne istedilerse verenler arasındaki paylaşım kavgası. Kumpas kurulan derin unsurlarla barış… Kandırıldık! Söylemleri… Kabataş’taki deri eldivenli saldırganlar fantezisi bile daha inandırıcı geliyor haliyle…

Arada 2015‘kabul edilmeyen’ seçim sonuçları. Yokuş aşağı gidişte önemli bir durak.. Sonraki korku iklimi, tu kaka edilen HDP… Yıkılan şehirler, bodrumlarda yaşanan trajediler ve insanlığımızdan utanır hale gelişimiz…

Üstüne 15 Temmuz hain darbe girişimi… Darbeciler tarafından esir alınan Gen. Kur. Bşk… Salıverilmesi ve görevine devam etmesi… TSK’nın itibarının parça parça edilme çabası… Sonra FETÖ ile mücadele. Kim inanıyor acaba? Masum inanmışlar cezalandırıldı, yönetici FETÖ unsurlar itiraf edip çıktı… O ne menem bir çark ise yine devreye girip AKP kadroları ile Fethullah ilişkisini uyutuverdi. AKP tamamen temizdi ama… suçlu hep başkalarıydı.

Biz değil onlar işbirliği yaptı diye bütün suçu CHP’ye atma çabaları ise kargaları bile güldürdü. Yapılan makyaj tutmuyor, alındaki terlemeyi örtmek için habire pudra kullanılıyordu. Bu yüzden çoğu kez bembeyaz bir yüz görüyorduk sözcülerde…

2017 CB referandumu ve MHP ile koalisyon. Belki de kurt kapanına bir kurt tarafından kıstırılma anı… Sonrası çok yakın anlarda gerçekleşti.

Metal yorgunluğu ilk itiraf gibi… Açalım.  Bu tanım daha çok uçaklar için kullanılıyor. Uçakların belli bir uçuş limiti var. O limit dolunca uçaklar bozulmasa bile ‘emekliye’ ayrılıyor. Metali tümüyle değiştirmek mümkün olmadığından kenara çekiyorlar.

Benzetme bir hayli sorunlu olmasına rağmen doğruydu. Siyasi kariyerin iniş yolunda ilk iletişim kazası olarak kayıtlara geçti ama yandaşlar surdaki deliği mümkün olduğu kadar onardı. Parti içi temizlik gibi gösterildi. Sakil durdu; o kadar ki, anneanem yaşasaydı o bile fark ederdi.

Şimdi. Açık bir ikrar olmasına tamam derseniz çekilirim demesine rağmen…

TAMAM diyenler ve SIKILDIK diyenler gözlem altında. Gülelim bari!

Ama acı acı… Niye gözlem altında? Efendim tvitler örgüt işi olabilir…

O zaman bütün muhalif liderleri; Akşener’i, İnce’yi, Karamollaoğlu’nu… TAMAM diyen her muhalifi alın içeri.

Yoksa, yoksa, yoksa… Bütün zindanlar doldu da…

Bahçeli’nin af önerisiyle ceza evleri boşaltılıp, yerlerine taze muhalifler mi yerleştirilecek?

Doktor Bahçeli’nin şapkasında kaç tavşan var ve bu tavşanları oraya kim koymuş? Yaşayacak ve göreceğiz.

Şarkıya dönelim yine:

Nereye payidar nereye /Yokuş bayır demesen de
Dere tepe düz gitsen de / Çıkmaz bu yol bir yere!

 



Bir Yorum

  1. BEKİR RÜŞTÜ ALTAY

    SEVGİLİ İSKENDER. YOLUN BİTTİĞİNİ ONLAR DA GÖRDÜ AMA GEÇ GÖRDÜLER. HER DİKTATÖRÜN ÇEVRESİNDE BULUNAN YALAKALAR, EVET EFENDİMCİLER UZUN ADAMI YANILTMIŞ OLABİLİRLER. HER NE İSE SENİN DE ÜZERİNE BASA BASA BELİRTTİĞİN GİBİ TÜNELİN UCU GÖRÜNDÜ. 25 HAZİRAN GÜNÜ YENİ BİR TÜRKİYE YE GÜNAYDIN DEMEK İSTİYORUZ. KALEMİNE SAĞLIK.