Bir İleri İki Geri

Geçtiğimiz günlerde Çanakkale’de, merkezi bir yerde kermes kuruldu. Kermes, her kermes gibi gıda ve el işlerinden oluşturulmuştu. Bir bahçede kurulan kermesin içinde sanki bir kermes daha vardı. Kurulan bir çadırda, kadınlara yer ayrılmıştı. Kadınlar, çadırın içinde el emeklerini sergiliyorlardı. Erkekler ise kermesin açık alanında gıda satışı ile ilgileniyorlardı. Kermeste görevli olan kadınlardan birine, neden iki ayrı bölüm olduğunu sorduğumda “Erkekler çeyiz işinden anlamıyor.” cevabını aldım. Aynı kadın, “Kadınlar olarak fotoğraf çekilmiyoruz, erkekler çekilebilir.” dedi.

2018 Çanakkale-Türkiye



Türkiye’nin ilk kadın avukatı olarak bilinen Süreyya Ağaoğlu, Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Ankara’ya ailesinin yanına döner. Adalet Bakanlığı’nda staja başlayan Süreyya Ağaoğlu yemek konusunda ise problem yaşar. Çünkü çevrede bulunan neredeyse tek alternatif İstanbul Lokantası’dır. O dönemde kadınların lokantaya gittiği ise görülmemiştir. Ağaoğlu, bir süre bu durumu geçiştirse de sonunda dayanamaz ve lokantaya gider. Onun lokantaya gidişi başlı başına bir olay olarak anlatılarak Başbakan Rauf Bey’e kadar iletilir ve dönemin Basın-Yayın Genel Müdürü Ahmet Ağaoğlu yani Süreyya’nın babasının kulağına da gelir. Bu uyarıyla Ağaoğlu, kızına lokantaya gitmemesi gerektiğini söyler. Birkaç gün sonra konuyu Atatürk’e tüm açıklığıyla anlatan Süreyya, “Babanın da Rauf Bey’in de hakkı var.” cevabını alır. Ogün yaşanan hayal kırıklığının ardından ertesi gün Süreyya’ya gelen haberde Atatürk’ün kendisini yemeğe beklediğini öğrenir. Süreyya, Atatürk ile araçta giderken araç birden durur ve Atatürk, herkesin duyabileceği bir ses ile “Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum, ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek.” der ve birkaç milletvekilini arayarak ertesi gün yemeğe eşlerini de götürmelerini söyler. İlk gün verdiği cevap ise Süreyya ile babasının arasını açmamak içindir.*

1925 Ankara-Türkiye

Ne Anladık?

Çok yazmak değil, yoruma ve eyleme açık bırakmak istiyorum…
Bu iki hikaye ile ilgili konuşacak çok şey var. Aklınızdan geçenleri tahmin edemesem de yüzlerin aldığı şekli, hissedilenleri anladığımı düşünüyorum.
Bu iki hikaye, alınan yolları geri dönüşleri anlatıyor. Birisi cumhuriyetin ilk ışıkları diğeri daha geçen hafta yaşadığım olay. Güzellikleri öğütüyoruz sanki. Sanki kafamız geriye gidiyor. Evet kavgam içimde sürüyor. İnançlara saygı duymanın gerekliliğini biliyorum. Ama genç bir kadının giydikleri yüzünden otobüste tekmelenmesini anlayamıyorum. Kadın ve erkek yan yana geldiği andan itibaren yalnızca cinselliğin konuşulmasını kavrayamıyorum. Oysa Çanakkale, ülkenin tüm tutuculuğuna rağmen bakir kalmayı deneyen yerlerden biriydi benim gözümde. Kimsenin kimseye karışmadığı, özgürlüklerin kenti… Özgürlüklerin kentinde kadınlara özel çadır kuranlar da özgür elbette… Yalnızca bir kadının adımını geriye atarcasına “Kadınlar olarak fotoğraf vermiyoruz.” demesi kalbime dokunan… Aklımızı bunlar mı meşgul etmeli?
Baskı altına alınan duygulara esir olanların bundan haberi yok. Yasakların üzerinden atlamaya çalışırken çukura düştüklerini göremiyorlar.
Üzülüyorum. 2018 yılında Çanakkale’de üzülüyorum.

*Tarihten Anekdotlar

Bir Yorum

  1. Gerçekten de çok güzel, kısa ve öz bir anlatımla durumu özetlemişsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.